• Ekim 17, 2018

    Sözleşmelerde Emprevizyon İlkesi: Aşırı İfa Güçlüğü

    A) Ahde Vefa – Sözleşmeye Bağlılık İlkesi Sözleşmeler hukukuna hâkim olan ana ilke ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesidir. Bu ilkeye göre sözleşme yapıldığı andaki koşullara aynen riayet edilmeli, sözleşmenin her iki tarafı da borcunu sözleşmeye uygun olarak yerine getirmelidir. Ahde vefa, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkesinin  bir gereği olup verilen sözün tutulması prensibinin bir gereğidir. Böylelikle gelecekteki tüm rizikolar sözleşmenin kuruluşu sırasında taraflarca hesaba katılır ve edimler arasındaki denge ileride değişse bile sözleşme hükümlerine bağlılık devam eder. Ancak bazı durumlarda, sözleşmenin aynı hükümlerle sürdürülmesinin beklenmesi, hakkaniyet ve dürüstlük kuralları ile bağdaşmayabilir. Bu durumlara iktisadi krizler, fiyatların fahiş surette yükselmesi, savaş, afet vb. haller örnek olarak gösterilebilir. Ahde vefa ilkesine sıkı sıkıya bağlılık, sözleşme adaletini zedeleyeceğinden ”emprevizyon ilkesi” ortaya atılmıştır. B) Emprevizyon İlkesi – Öngörülemezlik Sözleşmenin ifası sırasında, şartlar taraflardan birisi için fahiş derecede değişirse, bu şartlar altında sözleşmenin devam etmesi hakkaniyete aykırı durumlar doğurabilir. Mülga Borçlar Kanununda emprevizyon ilkesini düzenleyen bir hüküm yer almayıp sözleşmelerin uyarlanması dürüstlük kuralı ile yapılıyor iken; 6098 sayılı Yeni Borçlar Kanunu söz konusu ilkeye ilişkin düzenlemeye ‘’Aşırı İfa Güçsüzlüğü’’ başlığı altında m.138’de yer vermiştir. ”Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.” Dolayısıyla emprevizyon ilkesinin uygulama alanı bulması somut olayda şu kriterlerin bulunmasına bağlı olmaktadır: 1)         Değişen hal ve şartlar olağanüstü ve objektif nitelikte olmalıdır. 2)         Değişen hal ve şartlar nedeniyle tarafların yüklendikleri edimler arasındaki denge, aşırı ölçüde ve açık biçimde bozulmuş olmalıdır. 3)         Sözleşmede veya kanunda değişen hal ve şartlara ilişkin bir kayıt veya hüküm bulunmamalıdır. 4)         Değişen hal ve şartların ortaya çıkışında tarafların kusuru bulunmamalıdır. 5)         Değişen hal ve şartlar taraflar bakımından önceden tahmin edilebilir veya beklenebilir nitelikte olmamalıdır. 6)         Edimler henüz ifa edilmemiş olmalıdır. C) Sonuç Sözleşmeler hukukunda ‘’sözleşmeyle bağlılık – ahde vefa ilkesi’’ ne kadar önemliyse sözleşme adaleti de o kadar önemlidir. Hukuki güvenlik ilkesi sözleşme adaletinin önüne geçmemeli ve tarafların edimleri arasındaki denge gözetilmelidir. Ancak emprevizyon ilkesinin uygulama alanı bulabilmesi için yukarıdaki şartların bulunması gerektiği unutulmamalıdır. Bu bağlamda riskli ve spekülatif sözleşmelerde, sözleşmenin niteliği gereği taraflar oldukça fazla riski üstlendiğinden bu sözleşmelerin değişen şartlara uyarlanması son derece güçtür. Bunun dışında her sözleşmede taraflar belirli hususlara ilişkin değişiklik riskini üstlenirler. Bu sebeple tarafların üstlendikleri risk alanının kapsamına giren değişikliklerin taraflarca öngörülmesi gerektiği kabul edilmektedir.   KAYNAKÇA: *Kaplan, İ., “Hakimin Sözleşmeye Müdahalesi”, Ankara 1987 *http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/tekmakale/2015-3/12.pdf *http://dergipark.gov.tr/download/article-file/372046

    Devamını Oku
  • Ekim 5, 2018

    “Siber Kriz Yönetiminde Etkin Maliyet Yaklaşımı” Paneli

    Sigorta brokerliği ve risk yönetimi şirketi Marsh, siber risk ve olası riskleri ‘Siber Kriz Yönetiminde Etkin Maliyet Yaklaşımı’ konulu panel ile masaya yatırdı. Etkinliğin açılışında konuşan Marsh & McLennan Yönetim Kurulu Başkanı Tayfun Bayazıt, siber riskin son yıllarda global riskler sıralamasına üstten çok hızlı giriş yaptığını belirterek, “Yasalar da siber risklere ve dolayısıyla siber güvenliğe önem vermemiz konusunda bizi uyarıyor ve bize yol gösteriyor. Siber güvenlik ihlallerinin etkileri maddi kayıplar ile sınırlı kalmayıp itibar kayıplarına kadar uzanabilmektedir. Bu nedenle siber güvenlik riskleri sadece teknik birimlerin değil, yönetim kurullarının gündem maddesi haline geldi” dedi. Etkinlikte KKB Kurumsal Risk Yönetim Müdürü Can Ünver, Türkiye Ekonomi Bankası CISO’su Gülden Yüncüoğlu, Marsh Finansal ve Profesyonel Sigortalar Yönetici Direktörü İpek Ünal, Köksal Partners Avukatlık Bürosu Avukatlarından Mehmet Ali Köksal, Microsoft CTO’su Onur Koç ve Chubb Finansal Sigortalar Ortadoğu ve Türkiye Direktörü Sare Bayat da Marsh Risk Consulting Türkiye Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölge Direktörü Hande Bilgesu moderatörlüğünde siber risk ve çözümleri konusunda bilgilerini paylaştı. Haberin kaynağı için: http://www.iha.com.tr/haber-siber-risk-yonetim-kurullarina-girdi-744548/ 

    Devamını Oku
  • Eylül 29, 2018

    SPK’dan ICO Uyarısı

    İlk olarak 19.12.2016 tarihinde “Kripto Para Bitcoin” kitapçığını sitesinde yayımlayan ve 2017 yılında da ülkemizde kripto para düzenlemesi olmadığı için kripto paralar ile spot ve türev işlem yapılmaması gerektiğini açıklayan SPK, 27/09/2018 tarih ve 47/1102 sayılı “Dijital Varlık (Token) Satışları (ICO)” hakkında karar yayımlamıştır. İlgili karar uyarınca; ● Ülkemizde “Kripto Para Satışı” veya “Token Satışı” olarak da bilinen uygulamalar, blockchain sistemi üzerinden fon toplamaktadır. Bu uygulamalar, yatırımcısına belirli bir şirketteki belli oranda payı verebileceği gibi bir hizmete erişim hakkını veya gerçek hayattaki bir varlığı ya da ürün veya hizmete ilişkin kullanım hakkını vaat etmektedir. ● Bahsi geçen Dijital Varlık Satışları(ICO); yapısı itibariyle düzenleyici kurumların yetki ve görev alanı dışında olduğundan denetim-gözetim yapılamamaktadır. ● Ayrıca kur fiyatları spekülasyona açık, aşırı dalgalı olduğundan yatırımcısı yüksek risk taşımaktadır. ● İlgili uygulamalar yatırımcıya satış sonrası, ülkemiz hukuk sisteminde de olduğu üzere “İzahname” benzeri “whitepaper” temin ederek satış süreci sonrası toplanan paranın kullanımına ilişkin bilgiler sunmaktadır. Ancak yatırımcıdan toplanan fonlar belirtilen amaçlarla kullanılmayabilmekte ve satıcılar tarafından sağlanan ilgili dokümanlarda eksik ve yanıltıcı bilgiler olabilmektedir. ● Bir diğer risk unsuru ise fon toplanan projelerin çoğunluğu erken aşama projeler olduğu için projenin başarısız olması ve yapılan yatırımın tamamının kaybedilmesi de mümkündür. ● Sayılan tüm bu nedenlere ek olarak kitle fonlaması faaliyetlerine ilişkin usul ve esaslara dair ülkemizde SPK nezdinde yürütülen ikincil düzenleme çalışmaları henüz tamamlanmamıştır. ICO’ların ilgili düzenleme kapsamında olup olmayacağı da durum bazında farklılık gösterebilecektir. ● İkincil düzenlemeler yürürlüğe girmeden önce, kitle fonlaması adı altında faaliyette bulunmak Kurul izni olmaksızın yapılacağından, ilgililer hakkında idari ve cezai yaptırım uygulanabilecektir. Konu hakkında SPK düzenlemeleri yayımlanıncaya kadar yatırımcıların ICO satışlarına itibar etmemesi gerekmektedir.

    Devamını Oku
  • Eylül 27, 2018

    Türk Vatandaşlığı Kazanımının Kolaylaştırılması

    18.09.2018 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan “Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” (“Değişiklik Yönetmeliği”) ile birtakım düzenlemeler getirilmiş ve böylece yabancıların Türk vatandaşlığını kazanabilmesi kolaylaştırılmıştır. Zira, ilgili Değişik Yönetmeliği aracılığıyla, Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik (“Uygulama Yönetmeliği”) kapsamında yer alan, “Türk vatandaşlığının istisnai olarak kazanılması, başvuru için gerekli belgeler ve yapılacak işlemler” başlıklı 20. maddede birtakım değişiklikler yapılmış ve Türk vatandaşlığı kazanmak için gerekli olan sermaye yatırımı bedelleri düşürülmüş, istihdam oluşturulması gereken kişi sayısı azaltılmıştır. Kısaca bahsetmek gerekirse; Türk vatandaşlığının istisnai olarak kazanılması, Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 12. maddesinde düzenlenmiş olup, doğum yeri veya soy bağı esasına göre Türk Vatandaşlığı kazanma hakkına sahip olmayan kişilere yönelik vatandaşlık kazanma halleridir. İlgili maddeye göre; Türkiye’ye sanayi tesisleri getiren veya bilimsel, teknolojik, ekonomik, sosyal, sportif, kültürel, sanatsal alanlarda olağanüstü hizmeti geçen ya da geçeceği düşünülen ve ilgili bakanlıklarca haklarında gerekçeli teklifte bulunulan kişiler Türkiye’de çalışmayan ancak Cumhurbaşkanınca belirlenecek kapsam ve tutarda yatırım yapacaklar ile bunların yabancı eşi, kendisinin ve eşinin ergin olmayan veya bağımlı yabancı çocuğu olarak ikamet izni alanlar Turkuaz Kart sahibi yabancılar ve bunların yabancı eşi, kendisinin ve eşinin ergin olmayan veya bağımlı yabancı çocuğu Vatandaşlığa alınması zaruri görülen kişiler Göçmen olarak kabul edilen kişiler Milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak şartıyla Bakanlar Kurulu kararı (Değişiklik Yönetmeliği’nden sonra Cumhurbaşkanı kararı) ile Türk vatandaşlığını kazanabilmektedir. Uygulama Yönetmeliği’nin 20. maddesinde ise, yabancıların bu yolla Türk vatandaşlığı kazanmak amacıyla başvuruda bulunması için gereken şartlar düzenlenmiş ve bazı sermaye şartlarının sağlanması ve ispatlanması istenmiştir. Uygulama Yönetmeliği’nin işbu maddesini değiştirmek üzere çıkarılan 18.09.2018 tarihli Değişiklik Yönetmeliği ile ise daha önceden belirlenmiş olan sermaye miktarları düşürülmüştür. İstisnadan yararlanmayı mümkün kılan haller ve bu hallere ilişkin 18.09.2018 tarihli Değişiklik Yönetmeliği  ile getirilen bedel değişikliklerini kısaca özetlenmesi gerekirse; Daha önceden, istisna kapsamında vatandaşlık kazanımı için Bakanlığın teklifi ve Bakanlar Kurulu kararı gerekirken, değişiklik ile, Cumhurbaşkanı kararı ile istisna kapsamında Türk vatandaşlığı kazanılabilecektir. İstisna kapsamında Türk vatandaşlığı kazanılması için öngörülen hallerden biri belirli miktarda sabit sermaye yatırımına sahip olmaktır. 2.000.000 Amerikan doları olan minimum sabit sermaye yatırımı miktarı; Değişiklik Yönetmeliği ile 500.000 Amerikan dolarına düşürülmüş ve söz konusu miktarın tespiti için önceden görevli olan Ekonomi Bakanlığı yerine, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı görevlendirilmiştir. İstisna kapsamında Türk vatandaşlığı kazanılması için bir diğer yol tapuda satılmaması şerhi konularak taşınmaz satın alınmasıdır. Değişiklik Yönetmeliği ile, tapu kayıtlarına 3 yıl satılmaması şerhi konularak satın alınan taşınmaz değeri 1.100.000 Dolardan 250.000 Dolara düşürülmüştür. İstisna’dan yararlanabilme hallerinden biri olan 100 kişiye istihdam sağlama şartı, 50 kişiye istihdam sağlama olarak değiştirilmiştir. İstisnadan yararlanmayı sağlayan bir diğer hal ise üç yıl boyunca tutmak şartıyla Türkiye’de faaliyet gösteren bir Banka’ya sermaye yatırılmasıdır.Bu kapsamda yatırılması gereken sermaye değeri 3.000.000 Amerikan Doları iken Değişiklik Yönetmeliği ile 500.000 Amerikan dolarına düşürülmüştür. Aynı zamanda; üç yıl boyunca tutmak şartıyla devlet borçlanma araçları satın alınmasıda istisna kapsamında düzenlenen hallerdendir. Söz konusu satın alma miktarı 3.000.000 dolar iken Değişiklik Yönetmeliği ile 500.000 dolara düşürülmüştür. Son olarak, bir miktar gayrimenkul yatırım fonu katılma payı yahut girişim sermayesi yatırım fonu katılma payı miktarı’nın üç yıl süreyle elde tutulmasıda istisna kapsamında Türk Vatandaşlığı kazanma hali olarak düzenlenmiştir. Söz konusu katılma payı miktarları Değişiklik Yönetmeliği ile 1.500.000 dolardan 500.000 dolara düşürülmüştür. Söz konusu şartlara […]

    Devamını Oku