Bilişim ve Hukuk

Nisan 24, 2019

Sanayi toplumu sonrasında hızla gelişen teknoloji ve özellikle bilgisayar teknolojisindeki baş döndürücü gelişme, üretim ve iş yapma şeklini değiştirerek ekonomileri; iletişimi geliştirerek eği­tim, kültür ve toplumsal yaşantımızı dönüştürmeye başladı. Bu­gün bilişim, modern insanın yaşantısının vazgeçilmez bir parça­sı. Getirdiği her olanakla yaşantımızda yeni ufuklar açtı. Diğer yandan her toplumsal dönüşüm gibi bilişim toplumuna dönüşüm de, doğal olarak sancılı bir süreci beraberinde getir­di. Bir yandan, yeniliklere karşı olanlar Internet’in getirdiği ola­naklara da şiddetle karşı çıktı, diğer yandan bilişim toplumu ol­manın anlam ve önemini kavrayamayan iktidarlar, bilişim toplu­muna giden yolun önünü açmakta geç kaldı. Ve çoğu zaman olduğu gibi bilişim, özellikle de Internet, olumludan çok olum­suz yönleri ile basın tarafından gündeme taşındı. Bir yandan “Internet Yaşamdır” gibi oldukça iddialı sloganlar ile yol alınma­ya çalışıldı, diğer yandan Internet sadece bir eş dost arama ve sohbet ortamı ile eşdeğer gösterilerek kötü örnekler, kamuoyu­nun önüne abartılarak döküldü… Bilişim ve Hukuk Dünyası Toplumsal dönüşümün karşısında olmamakla birlikte, yapısı ve doğası gereği hukuk sistemleri toplumsal dönüşümlerin önüne çoğu zaman engeller koyabilir. Çünkü hukuk, kural olarak top­lumun gerisindedir. Konumuz açısından hukuku kişiler arası iliş­kilerin düzenlenmesine yönelik bir disiplin olarak nitelendirebili­riz. Bu nedenle hukukun bir alanı düzenlemesi için öncelikle ki­şiler arası ilişkilerin doğması, bu ilişkilerde sorunlar ortaya çık­ması ve hukukun kendi araçları ile bu sorunlara çözümler üret­mesi gerekmektedir. Yani hukuk ortaya çıkan sorunda kişiler arasındaki çıkar dengesini sağlamak için önce izlemeli sonra harekete geçmelidir. Türk Hukuk Sistemi’nde eleştirilebilecek birçok yön olsa da Cumhuriyetin ilk yıllarındaki kanunlaştırma çalışmalarının etkisi ile, Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne hukuk düzenimiz yuka­rıda belirttiğimizin aksine, toplumun önünde yer almıştır. Yüzü uygar ve gelişmiş toplumlara çevrili olan genç Cumhuriyetimiz, sürekli olarak, kendi toplumsal yapısının olanak verdiği ölçüde en iyi ve en yeni olan düzenlemeleri yeniden biçimlendirmeye çalışmıştır. Son yıllarda ise Avrupa Birliği uyum süreci kapsamında yeniden hızlı bir yasalaştırma dönemi başlamış, birçok temel yasamız (Türk Medeni Kanunu, Türk Ceza Kanunu, vs..) değiştirilerek yerine yenilen konulmuş, birçok temel yasa için ise tasanlar (Türk Borçlar Kanunu tasarısı, Türk Ticaret Kanunu tasarısı, vs..) hazırlanmıştır. Gerek bu temel yasalarda gerekse de özel bazı yasalarda Türk Hukuk Sistemi’nin bugüne kadar pek fazla yer işgal etmeyen bilişim ile ilgili düzenlemeler sık bir şekilde göze çarpmaya baş­lamıştır. Bugüne kadar Eski TCK’daki “Bilişim Suçları”na yönelik düzenlemeler, Elektronik İmza Kanunu, Eski Basın Kanunu’ndaki Internet yayıncılığına ilişkin düzenlenmeler, Yeni TCK’daki “Bilişim Suçlan” Evrensel Hizmet Kanunu, Bilgi Edinme Kanunu, “e-dönüşüm Türkiye” Projesi kapsamındaki diğer mevzuat çalışmaları akla ilk gelen önemli düzenlemelerdir. Yukarıda da değindiğimiz gibi şu anda ilgili kuruluşların, Bakanlıkların ve TBMM’nin gündeminde bilişim ile ilgili birçok düzenleme gündemdedir. Bu düzenlemelerin toplumsal yaşantımıza doğrudan ilgili olan bazıları hakkında kısa bilgiler aşağıda verilmiştir: e-imza Günümüzde bir malı satın almak veya benzeri bir işlem için ıslak imza atmamız gerekmemektedir. Elektronik imza mevzuat. gereği elle atılan imza ile aynı hukuki sonucu doğurmaktadır (5070 sy. Elektronik İmza Kanunu m. 5: “Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukuki sonucu doğurur.” Ancak yine aynı maddenin 2 fıkrası gereği “Kanunların resmi şekle veya özel bir merasime tabi tuttuğu hukuki işlemler ile teminat sözleşmeleri güvenli elektronik imza ile gerçekleştiri­lemez.” Yani bir gayrimenkul alım satım, noterden düzenleme şeklinde vekalet çıkartılması, araç devri gibi resmi şekil veya özel merasime tabi işlemler için e-imza kullanılamaz. Bilgisayar ve Internet kullanımının […]

Read more

Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Hakkında

Aralık 28, 2018

Ticari reklam ve haksız ticari uygulamaları önlemek amacıyla, 28.12.2018 tarihinde yayımlanan Resmi Gazete ile Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik(“Yönetmelik”) yayımlanarak aşırı tüketimi tavsiye edilmeyen gıda ve içeceklerin reklamına ilişkin hüküm 30/6/2019 tarihinde yürürlüğe gireceği düzenlenmiş ve diğer maddelere ilişkin olanlar ise aynı tarihte yürürlüğe girmiştir. Yeni Hüküm neler getiriyor? Karşılaştırmalı reklam tanımı, “tanıtımı yapılan mal veya hizmete ilişkin hususlarla aynı amaca ya da aynı ihtiyacı karşılamaya yönelik rakip mal veya hizmetlere ilişkin hususların karşılaştırıldığı reklamları” şeklinde değiştirilmiştir. Yönetmelik’te yapılan değişiklik ile çocuklara yönelik program ve mecralarda gıda ve içecek reklamlarına sınırlama getirilmiştir. Bu kapsamda çocuklara yönelik radyo ve televizyon programlarının başında, sonunda veya program esnasında ve özel çocuklara yönelik tasarlanan diğer her türlü mecrada, Sağlık Bakanlığınca hazırlanan gıda ve içecekler listesinin kırmızı kategorisinde yer alan aşırı tüketimi tavsiye edilmeyen gıda ve içeceklerin reklamı yapılamayacaktır. Karşılaştırmalı reklamlarda rakiplere ait ürün adı, marka, logo, ticaret unvanı, işletme adı veya diğer ayırt edici unsurlara yer verilemeyecektir. Ayrıca, Yönetmelik yasadışı bahis ve kumar oyunlarının, sohbet, arkadaşlık ve eş bulma hatlarının ve hizmetlerinin ve her türlü ateşli veya ateşsiz silah, silah üreticisi ve satıcısının reklamlarına izin verilmeyeceğini düzenlemiştir.

Read more

Döviz Yasağı Kapsamında Düzenlenen Bedel Değişikliğine ilişkin Sözleşmelerde Damga Vergisi

Kasım 26, 2018

Döviz cinsinden kararlaştırılmış sözleşmelerdeki bedellerin Türk parası olarak değiştirilmesine ilişkin 13/9/2018 tarihli Resmî Gazete’de 85 sayılı “Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar”ın (“Karar”)  yayımlanmıştır. Kural olarak, belirli bir parayı ihtiva eden sözleşmeler Damga Vergisi Kanunu ya da özel kanunlarda herhangi bir istisna hükmü yer almadığı sürece nispi damga vergisine tabi bulunmaktadır. Bu çerçevede ilgili Karar’ın uygulanması kapsamında düzenlenen kağıtlarda damga vergisi uygulaması ile ilgili olarak, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından 22.11.2018 tarihinde özel bir Sirküler düzenlenmiştir. İlgili Sirküler’e göre;”… 85 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı kapsamında döviz cinsinden düzenlenmiş olan sözleşmelerin bedellerinin Türk Lirası (TL) olarak yeniden belirlenmesine ilişkin düzenlenen kağıtların; Sözleşmelerin diğer maddelerinde (taraf, süre uzatımı, yeni iş ilavesi vb.) bir değişiklik yapılmaksızın münhasıran bedele ilişkin düzenleme yapılması, Yapılacak değişiklik sonrası Türk Lirası cinsinden belirlenecek toplam bedelin, ilk sözleşmede yer alan döviz cinsinden bedel ile değişikliğe ilişkin kağıdın düzenlendiği tarihteki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca ilan edilen cari döviz satış kurunun çarpımı suretiyle bulunacak tutarı geçmemesi, İlk sözleşmeye atıfyapılmış olması şartlarını birlikte taşıması halinde, söz konusu değişikliğe ilişkin kağıtlardan (“Kağıt”) ayrıca damga vergisi aranılmayacaktır.” Diğer taraftan, Sirküler uyarınca;  Kağıt’ta, sözleşmenin diğer maddelerinde bir değişiklik yapılmasa dahi,  değişikliğe ilişkin Kağıt’ın, düzenlendiği tarihteki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz satış kurlarına göre eski bedelin TL’ye çevirilmiş halinin, yeni düzenlenen bedelden daha az bir bedele denk gelmesi durumunda,ilk sözleşmedeki damga vergisinin azami tutardan ödenmemiş olması kaydıyla, ilgili Kağıt’ın artan tutar üzerinden damga vergisine tabi tutulması gerekmektedir. Ayrıca; yabancı para cinsinden düzenlenen sözleşmelerdedamga vergisinin azami tutardan ödenmiş olması halinde ise,değişikliğe ilişkin Kağıt’ın yukarıda belirtilen nitelikleri haiz olması kaydıyla, artan bedel nedeniyle bu kağıttan ayrıca damga vergisi aranmayacaktır.

Read more

Marka Hakkının Tükenmesi

Ekim 22, 2018

Marka hakkı, bu hakkın sahibine marka üzerinde tekel hakkı verir. Her hakta olduğu gibi marka hakkının da sınırları vardır. Bu sınırlardan belki de en önemlisi, marka hakkının tükenmesidir. Marka hakkının kötüye kullanılmasını önlemek amacıyla tükenme ilkesi fikri mülkiyet hukukunda yer almıştır. Marka sahibi, herhangi bir malı bir kez sattıktan, piyasaya sürdükten sonra , belli bir coğrafi bölgede artık o malın müteakip satışlarına, el değiştirmesine, ikinci, üçüncü el satışlarına engel olamaz.[1] Bu ilke, fikri mülkiyet hukukunda ”tükenme” olarak adlandırılmaktadır. Burada  ”tükenen” marka sahibinin ”ilk satış hakkı” dır. Yoksa marka sahibinin, o marka üzerinde, markayı kullanarak başkalarının izinsiz üretim ve satış yapmalarını yasaklama hakkı, lisans verme hakkı, devretme hakkı gibi tüm sair hakları devam etmektedir.[2] Tükenme ilkesi, sadece ürünler, mallar bakımından söz konusu olup, işin doğası gereği hizmetler bakımından mümkün değildir. Marka hukuku bakımından tükenmenin söz konusu olabilmesi için, malın, marka sahibi tarafından veya onun izni ile piyasaya sürülmesi gereklidir. Marka sahibinin bilgisi dışında malın piyasaya sürülmüş olması tükenme sonucunu doğurmayacaktır. Piyasaya sunma, malın marka sahibi tarafından tedavüle çıkarılmasıdır.[3] Tescilli marka sahibi olan kişi, bu markayı taşıyan mal hukuka uygun bir şekilde piyasaya sunulduktan sonra marka hakkına dayanarak bu malın tedavülünü engelleyemez. Fakat bu durumun tek istisnası ise marka sahibinin piyasaya sunulan bu malın üçüncü kişilerce değiştirilerek veya kötüleştirilerek ticari amaçlı kullanımını önleme yetkisi bulunmasıdır. Malın koşullarının piyasaya sürüldükten sonra değiştirilmesi veya kötüleştirilmesi halinde, tükenme ilkesi uygulanmamaktadır. Marka hakkının tükenmesi ilkesinin iki önemli sonucu vardır:                   1.Markayı taşıyan mal herhangi bir ülkede piyasaya sunulup marka hakkı tüketildikten sonra, bu malların marka sahibinin yetkisi aranmaksızın diğer ülkelere ithali önünde engel yoktur;                   2.Markayı taşıyan malın piyasaya sunulmasını takiben marka hakkı sahibinin bilgisi dahilinde diğer ülkeye ihraç edilmesinden sonra, söz konusu ikinci ülkede marka hakkının tükenmiş olması sebebiyle, ilk ülkeye geri ithalatı önünde bir engel yoktur. Nitekim yargıtay kararlarında da bu hususa yer verilmiştir; Yargıtay 11.Hukuk Dairesi  E. 1999/2086 K. 1999/4505 T. 26.5.1999 kararında tek satıcılık sözleşmesinin paralel ithalata engel olamayacağı belirlenmiştir: “Bu ilkeye göre tescilli markayı taşıyan malların marka sahibi tarafından veya onun izni ile münhasır lisans sahibi tarafından markanın tescilli bulunduğu ülkede ve Türkiye’de piyasaya sunulmasından sonra marka hakkı sahibi ürettiği markalı malları kendi menşe ülkesinden başka bir ülkeye ihraç eder veya markalı malları menşe ülkeden başka bir ülkede üretirse, bunların 3. kişiler tarafından usulüne uygun şekilde o ülkeden Türkiye’ye ithaline, engel olamaz. Aynı ilke yabancı markayı taşıyan malların Türkiye’de münhasır lisans sahibi durumunda ve marka sahibinin izni ile bu markayı adına tescil ettirmiş bulunan kişi bakımından da geçerlidir.” [4] Tükenme ülkelerin kanun koyucularının siyasi ve ekonomik tercihlerine göre çeşitli şekillerde ortaya çıkmaktadır.Buna göre ülkesel tükenme, bölgesel tükenme ya da uluslararası tükenme sistemleri mevcuttur. Ülkesel tükenme, sadece markayı taşıyan malın piyasaya sunulduğu ülke sınırları içerisinde, o ürünler bakımından ilk satış hakkının tükenmesidir. Bölgesel tükenme ise birden fazla ülkenin sınırları tek bir bölge olarak kabul edildiğinde, tükenmenin o bölge içinde gerçekleştiği tükenmedir.Buna örnek olarak Avrupa Birliği ortak alanı gösterilebilir.Avrupa Birliği içerisinde yer alan bir ülkede bir malın marka sahibinin rızası dahilinde piyasaya sunulmasından sonra artık tüm birlik ülkeleri içerisinde markayı taşıyan mallar bakımından ilk satış hakkı tükenmiştir. Uluslararası tükenme ise, markayı taşıyan malın dünyanın herhangi bir ülkesinde marka sahibi tarafından veya onun bilgisi dahilinde piyasaya sürülmesinden […]

Read more

Döviz Yasağının Sınırlarını Belirleyen Tebliğ’in İş Sözleşmeleri Yönünden İncelenmesi

Ekim 18, 2018

13.09.2018 tarihinde, 85 no’lu Cumhurbaşkanlığı Kararı ile ‘’Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar’’a birtakım eklemeler yapılmış; ve Türkiye’de yerleşik kişiler arasında kurulmuş yahut kurulacak olan, 85 Numaralı Karar’da sayılan türdeki sözleşmelerde döviz cinsinden yahut döviz endeksli bedel ya da diğer sözleşmeden doğan mali yükümlülüklerin belirlenmesi yasağı (kısaca ‘’Döviz Yasağı’’) düzenlenmiştir.Aynı zamanda, ilgili Karar’da Hazine ve Maliye Bakanlığı’na işbu yasağın kapsamını belirleme ve istisnalar düzenleme yetkisi tanınmıştır. Hazine ve Maliye Bakanlığı söz konusu yetkisini kullanmış ve hazırladığı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ(‘’Tebliğ’’), 06.10.2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Tebliğ ile; Döviz Yasağı’nın düzenlendiği Karar’da sayılan sözleşmelerin; alt türleri, sözleşmeden doğan yükümlülüklerin ifa yerleri ve sözleşmelerin Taraflarını baz alarak döviz cinsinden yahut döviz endeksli bedel belirlenmesine ilişkin söz konusu kısıtlamaya bir takım istisnalar getirmiştir. Bu metinde söz konusu Tebliğ ‘’İş Sözleşmeleri’’ bakımından incelenecektir. Söz konusu Tebliğ ile, Kamu kurum ve kuruluşlarının taraf olduğu ve yüklenicilerin üçüncü taraflarla akdedeceği iş sözleşmeleri ile Türkiye’de yerleşik; yolcu, yük veya posta taşıma faaliyetinde bulunan ticari havayolu işletmeleri; hava taşıma araçlarına, motorlarına ve bunların aksam ve parçalarına yönelik teknik bakım hizmeti veren şirketler; sivil havacılık mevzuatı kapsamında havalimanlarında yer hizmetleri yapmak üzere çalışma ruhsatı alan veya yetkilendirilen kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği statüsündeki kuruluşlar ile söz konusu kuruluşların kurdukları işletme ve şirketler ile doğrudan veya dolaylı olarak sermayelerinde en az %50 hisse oranına sahip olduğu ortaklıkların Türkiye’de yerleşik kişilerle kuracağı iş sözleşmeleri’nin yasak kapsamında olduğu belirtilmiştir. Ancak; Türkiye’de yerleşik kişiler tarafından yurt dışında ifa edilecek iş sözleşmeleri Çalışanın Türk vatandaşı olmadığı sözleşmeler Dışarıda yerleşik kişilerin Türkiye’de bulunan; şube, temsilcilik, ofis, irtibat bürosu, doğrudan veya dolaylı olarak yüzde elli ve üzerinde pay sahipliklerinin bulunduğu şirketler ile serbest bölgedeki faaliyetleri kapsamında serbest bölgelerdeki şirketlerin taraf olduğu iş sözleşmeleri istisna kapsamında tutulmuştur. Öte yandan, aynı Tebliğ ile, söz konusu Döviz Yasağı’nın kapsam ve sınırlarını yerleşim yeri, bedel cinsi, sözleşme tarihi bakımdan belirleyen bazı hükümler; ve yeniden bedelin hesaplanmasına ilişkin olarak dikkate alınacak kur ve artırım oranlarına ilişkin düzenlemeler de yer almaktadır. Türkiye’de yerleşim şartına Tebliğ ile bir takım açıklamalar getirilmiştir. Bu açıklamalara göre; Türkiye’de yerleşik kişilerin yurt dışındaki kuruluşları ve uzantıları bakımından: Türkiye’de yerleşik kişilerin yurt dışındaki; şube, temsilcilik, ofis, irtibat bürosu, işlettiği veya yönettiği fonlar, yüzde elli ve üzerinde pay sahipliklerinin bulunduğu şirketler ile doğrudan ya da dolaylı olarak sahipliklerinde bulunan şirketler söz konusu yasağın uygulaması kapsamında olup, Türkiye’de yerleşik olarak değerlendirilmektedir. Bedel Cinsi Bakımından Döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamayan sözleşmeler kapsamında düzenlenecek kıymetli evraklarda yer alan bedeller de yasak kapsamındadır. Uluslararası piyasalardafiyatı döviz cinsinden belirlenen kıymetli madenlere ve/veya emtiaya endekslenen ve/veya dolaylı olarak dövize endekslenen sözleşmelerde dövize endeksli sözleşme olarak değerlendirilir. İlgili sözleşmeler söz konusu Döviz Yasağı’na ilişkin diğer koşulları sağlıyorsa ve herhangi bir istisna kapsamında değerlendirilemiyorsa, yasak kapsamındadır. Sözleşme Tarihi bakımından: Tebliğ uyarınca istisna kapsamına alınan ancak Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararın Geçici 8 inci maddesinin yürürlüğe girdiği tarihten (13.09.2018) önce akdedilmiş bulunan sözleşmeler de anılan geçici madde hükmünden istisnadır. Tebliğ içeriğinde, 13.09.2018 tarihinden önce döviz cinsinden belirlenen bedellerin TL cinsinden yeniden hesaplanmasına ilişkin düzenlemeler de yer almaktadır. Bu düzenlemelere göre; Taraflar Türk parası olarak taraflarca yeniden belirlenirken mutabakata varamazsa; akdedilen sözleşmelerde döviz veya […]

Read more

Sözleşmelerde Emprevizyon İlkesi: Aşırı İfa Güçlüğü

Ekim 17, 2018

A) Ahde Vefa – Sözleşmeye Bağlılık İlkesi Sözleşmeler hukukuna hâkim olan ana ilke ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesidir. Bu ilkeye göre sözleşme yapıldığı andaki koşullara aynen riayet edilmeli, sözleşmenin her iki tarafı da borcunu sözleşmeye uygun olarak yerine getirmelidir. Ahde vefa, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkesinin  bir gereği olup verilen sözün tutulması prensibinin bir gereğidir. Böylelikle gelecekteki tüm rizikolar sözleşmenin kuruluşu sırasında taraflarca hesaba katılır ve edimler arasındaki denge ileride değişse bile sözleşme hükümlerine bağlılık devam eder. Ancak bazı durumlarda, sözleşmenin aynı hükümlerle sürdürülmesinin beklenmesi, hakkaniyet ve dürüstlük kuralları ile bağdaşmayabilir. Bu durumlara iktisadi krizler, fiyatların fahiş surette yükselmesi, savaş, afet vb. haller örnek olarak gösterilebilir. Ahde vefa ilkesine sıkı sıkıya bağlılık, sözleşme adaletini zedeleyeceğinden ”emprevizyon ilkesi” ortaya atılmıştır. B) Emprevizyon İlkesi – Öngörülemezlik Sözleşmenin ifası sırasında, şartlar taraflardan birisi için fahiş derecede değişirse, bu şartlar altında sözleşmenin devam etmesi hakkaniyete aykırı durumlar doğurabilir. Mülga Borçlar Kanununda emprevizyon ilkesini düzenleyen bir hüküm yer almayıp sözleşmelerin uyarlanması dürüstlük kuralı ile yapılıyor iken; 6098 sayılı Yeni Borçlar Kanunu söz konusu ilkeye ilişkin düzenlemeye ‘’Aşırı İfa Güçsüzlüğü’’ başlığı altında m.138’de yer vermiştir. ”Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.” Dolayısıyla emprevizyon ilkesinin uygulama alanı bulması somut olayda şu kriterlerin bulunmasına bağlı olmaktadır: 1)         Değişen hal ve şartlar olağanüstü ve objektif nitelikte olmalıdır. 2)         Değişen hal ve şartlar nedeniyle tarafların yüklendikleri edimler arasındaki denge, aşırı ölçüde ve açık biçimde bozulmuş olmalıdır. 3)         Sözleşmede veya kanunda değişen hal ve şartlara ilişkin bir kayıt veya hüküm bulunmamalıdır. 4)         Değişen hal ve şartların ortaya çıkışında tarafların kusuru bulunmamalıdır. 5)         Değişen hal ve şartlar taraflar bakımından önceden tahmin edilebilir veya beklenebilir nitelikte olmamalıdır. 6)         Edimler henüz ifa edilmemiş olmalıdır. C) Sonuç Sözleşmeler hukukunda ‘’sözleşmeyle bağlılık – ahde vefa ilkesi’’ ne kadar önemliyse sözleşme adaleti de o kadar önemlidir. Hukuki güvenlik ilkesi sözleşme adaletinin önüne geçmemeli ve tarafların edimleri arasındaki denge gözetilmelidir. Ancak emprevizyon ilkesinin uygulama alanı bulabilmesi için yukarıdaki şartların bulunması gerektiği unutulmamalıdır. Bu bağlamda riskli ve spekülatif sözleşmelerde, sözleşmenin niteliği gereği taraflar oldukça fazla riski üstlendiğinden bu sözleşmelerin değişen şartlara uyarlanması son derece güçtür. Bunun dışında her sözleşmede taraflar belirli hususlara ilişkin değişiklik riskini üstlenirler. Bu sebeple tarafların üstlendikleri risk alanının kapsamına giren değişikliklerin taraflarca öngörülmesi gerektiği kabul edilmektedir.   KAYNAKÇA: *Kaplan, İ., “Hakimin Sözleşmeye Müdahalesi”, Ankara 1987 *http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/tekmakale/2015-3/12.pdf *http://dergipark.gov.tr/download/article-file/372046

Read more

“Siber Kriz Yönetiminde Etkin Maliyet Yaklaşımı” Paneli

Ekim 5, 2018

Sigorta brokerliği ve risk yönetimi şirketi Marsh, siber risk ve olası riskleri ‘Siber Kriz Yönetiminde Etkin Maliyet Yaklaşımı’ konulu panel ile masaya yatırdı. Etkinliğin açılışında konuşan Marsh & McLennan Yönetim Kurulu Başkanı Tayfun Bayazıt, siber riskin son yıllarda global riskler sıralamasına üstten çok hızlı giriş yaptığını belirterek, “Yasalar da siber risklere ve dolayısıyla siber güvenliğe önem vermemiz konusunda bizi uyarıyor ve bize yol gösteriyor. Siber güvenlik ihlallerinin etkileri maddi kayıplar ile sınırlı kalmayıp itibar kayıplarına kadar uzanabilmektedir. Bu nedenle siber güvenlik riskleri sadece teknik birimlerin değil, yönetim kurullarının gündem maddesi haline geldi” dedi. Etkinlikte KKB Kurumsal Risk Yönetim Müdürü Can Ünver, Türkiye Ekonomi Bankası CISO’su Gülden Yüncüoğlu, Marsh Finansal ve Profesyonel Sigortalar Yönetici Direktörü İpek Ünal, Köksal Partners Avukatlık Bürosu Avukatlarından Mehmet Ali Köksal, Microsoft CTO’su Onur Koç ve Chubb Finansal Sigortalar Ortadoğu ve Türkiye Direktörü Sare Bayat da Marsh Risk Consulting Türkiye Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölge Direktörü Hande Bilgesu moderatörlüğünde siber risk ve çözümleri konusunda bilgilerini paylaştı. Haberin kaynağı için: http://www.iha.com.tr/haber-siber-risk-yonetim-kurullarina-girdi-744548/ 

Read more

SPK’dan ICO Uyarısı

Eylül 29, 2018

İlk olarak 19.12.2016 tarihinde “Kripto Para Bitcoin” kitapçığını sitesinde yayımlayan ve 2017 yılında da ülkemizde kripto para düzenlemesi olmadığı için kripto paralar ile spot ve türev işlem yapılmaması gerektiğini açıklayan SPK, 27/09/2018 tarih ve 47/1102 sayılı “Dijital Varlık (Token) Satışları (ICO)” hakkında karar yayımlamıştır. İlgili karar uyarınca; ● Ülkemizde “Kripto Para Satışı” veya “Token Satışı” olarak da bilinen uygulamalar, blockchain sistemi üzerinden fon toplamaktadır. Bu uygulamalar, yatırımcısına belirli bir şirketteki belli oranda payı verebileceği gibi bir hizmete erişim hakkını veya gerçek hayattaki bir varlığı ya da ürün veya hizmete ilişkin kullanım hakkını vaat etmektedir. ● Bahsi geçen Dijital Varlık Satışları(ICO); yapısı itibariyle düzenleyici kurumların yetki ve görev alanı dışında olduğundan denetim-gözetim yapılamamaktadır. ● Ayrıca kur fiyatları spekülasyona açık, aşırı dalgalı olduğundan yatırımcısı yüksek risk taşımaktadır. ● İlgili uygulamalar yatırımcıya satış sonrası, ülkemiz hukuk sisteminde de olduğu üzere “İzahname” benzeri “whitepaper” temin ederek satış süreci sonrası toplanan paranın kullanımına ilişkin bilgiler sunmaktadır. Ancak yatırımcıdan toplanan fonlar belirtilen amaçlarla kullanılmayabilmekte ve satıcılar tarafından sağlanan ilgili dokümanlarda eksik ve yanıltıcı bilgiler olabilmektedir. ● Bir diğer risk unsuru ise fon toplanan projelerin çoğunluğu erken aşama projeler olduğu için projenin başarısız olması ve yapılan yatırımın tamamının kaybedilmesi de mümkündür. ● Sayılan tüm bu nedenlere ek olarak kitle fonlaması faaliyetlerine ilişkin usul ve esaslara dair ülkemizde SPK nezdinde yürütülen ikincil düzenleme çalışmaları henüz tamamlanmamıştır. ICO’ların ilgili düzenleme kapsamında olup olmayacağı da durum bazında farklılık gösterebilecektir. ● İkincil düzenlemeler yürürlüğe girmeden önce, kitle fonlaması adı altında faaliyette bulunmak Kurul izni olmaksızın yapılacağından, ilgililer hakkında idari ve cezai yaptırım uygulanabilecektir. Konu hakkında SPK düzenlemeleri yayımlanıncaya kadar yatırımcıların ICO satışlarına itibar etmemesi gerekmektedir.

Read more

Türk Vatandaşlığı Kazanımının Kolaylaştırılması

Eylül 27, 2018

18.09.2018 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan “Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” (“Değişiklik Yönetmeliği”) ile birtakım düzenlemeler getirilmiş ve böylece yabancıların Türk vatandaşlığını kazanabilmesi kolaylaştırılmıştır. Zira, ilgili Değişik Yönetmeliği aracılığıyla, Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik (“Uygulama Yönetmeliği”) kapsamında yer alan, “Türk vatandaşlığının istisnai olarak kazanılması, başvuru için gerekli belgeler ve yapılacak işlemler” başlıklı 20. maddede birtakım değişiklikler yapılmış ve Türk vatandaşlığı kazanmak için gerekli olan sermaye yatırımı bedelleri düşürülmüş, istihdam oluşturulması gereken kişi sayısı azaltılmıştır. Kısaca bahsetmek gerekirse; Türk vatandaşlığının istisnai olarak kazanılması, Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 12. maddesinde düzenlenmiş olup, doğum yeri veya soy bağı esasına göre Türk Vatandaşlığı kazanma hakkına sahip olmayan kişilere yönelik vatandaşlık kazanma halleridir. İlgili maddeye göre; Türkiye’ye sanayi tesisleri getiren veya bilimsel, teknolojik, ekonomik, sosyal, sportif, kültürel, sanatsal alanlarda olağanüstü hizmeti geçen ya da geçeceği düşünülen ve ilgili bakanlıklarca haklarında gerekçeli teklifte bulunulan kişiler Türkiye’de çalışmayan ancak Cumhurbaşkanınca belirlenecek kapsam ve tutarda yatırım yapacaklar ile bunların yabancı eşi, kendisinin ve eşinin ergin olmayan veya bağımlı yabancı çocuğu olarak ikamet izni alanlar Turkuaz Kart sahibi yabancılar ve bunların yabancı eşi, kendisinin ve eşinin ergin olmayan veya bağımlı yabancı çocuğu Vatandaşlığa alınması zaruri görülen kişiler Göçmen olarak kabul edilen kişiler Milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak şartıyla Bakanlar Kurulu kararı (Değişiklik Yönetmeliği’nden sonra Cumhurbaşkanı kararı) ile Türk vatandaşlığını kazanabilmektedir. Uygulama Yönetmeliği’nin 20. maddesinde ise, yabancıların bu yolla Türk vatandaşlığı kazanmak amacıyla başvuruda bulunması için gereken şartlar düzenlenmiş ve bazı sermaye şartlarının sağlanması ve ispatlanması istenmiştir. Uygulama Yönetmeliği’nin işbu maddesini değiştirmek üzere çıkarılan 18.09.2018 tarihli Değişiklik Yönetmeliği ile ise daha önceden belirlenmiş olan sermaye miktarları düşürülmüştür. İstisnadan yararlanmayı mümkün kılan haller ve bu hallere ilişkin 18.09.2018 tarihli Değişiklik Yönetmeliği  ile getirilen bedel değişikliklerini kısaca özetlenmesi gerekirse; Daha önceden, istisna kapsamında vatandaşlık kazanımı için Bakanlığın teklifi ve Bakanlar Kurulu kararı gerekirken, değişiklik ile, Cumhurbaşkanı kararı ile istisna kapsamında Türk vatandaşlığı kazanılabilecektir. İstisna kapsamında Türk vatandaşlığı kazanılması için öngörülen hallerden biri belirli miktarda sabit sermaye yatırımına sahip olmaktır. 2.000.000 Amerikan doları olan minimum sabit sermaye yatırımı miktarı; Değişiklik Yönetmeliği ile 500.000 Amerikan dolarına düşürülmüş ve söz konusu miktarın tespiti için önceden görevli olan Ekonomi Bakanlığı yerine, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı görevlendirilmiştir. İstisna kapsamında Türk vatandaşlığı kazanılması için bir diğer yol tapuda satılmaması şerhi konularak taşınmaz satın alınmasıdır. Değişiklik Yönetmeliği ile, tapu kayıtlarına 3 yıl satılmaması şerhi konularak satın alınan taşınmaz değeri 1.100.000 Dolardan 250.000 Dolara düşürülmüştür. İstisna’dan yararlanabilme hallerinden biri olan 100 kişiye istihdam sağlama şartı, 50 kişiye istihdam sağlama olarak değiştirilmiştir. İstisnadan yararlanmayı sağlayan bir diğer hal ise üç yıl boyunca tutmak şartıyla Türkiye’de faaliyet gösteren bir Banka’ya sermaye yatırılmasıdır.Bu kapsamda yatırılması gereken sermaye değeri 3.000.000 Amerikan Doları iken Değişiklik Yönetmeliği ile 500.000 Amerikan dolarına düşürülmüştür. Aynı zamanda; üç yıl boyunca tutmak şartıyla devlet borçlanma araçları satın alınmasıda istisna kapsamında düzenlenen hallerdendir. Söz konusu satın alma miktarı 3.000.000 dolar iken Değişiklik Yönetmeliği ile 500.000 dolara düşürülmüştür. Son olarak, bir miktar gayrimenkul yatırım fonu katılma payı yahut girişim sermayesi yatırım fonu katılma payı miktarı’nın üç yıl süreyle elde tutulmasıda istisna kapsamında Türk Vatandaşlığı kazanma hali olarak düzenlenmiştir. Söz konusu katılma payı miktarları Değişiklik Yönetmeliği ile 1.500.000 dolardan 500.000 dolara düşürülmüştür. Söz konusu şartlara […]

Read more

Döviz Cinsi Üzerinden veya Döviz Endeksli Olarak Bedel Belirlenmesi Yasağı

Eylül 23, 2018

Türk Parasının Kıymetini Korunması amacıyla, 13 Eylül 2018 tarihinde Resmi Gazete’de,  Cumhurbaşkanlığı tarafından düzenlenen 85 nolu Cumhurbaşkanı Kararı(“Karar”) yayımlanmış ve Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında imzalayacakları bir takım sözleşmelerde döviz cinsi üzerinden veya dövize endeksli olarak bedel belirlemesi yapılması yasaklanmıştır. Söz konusu Karar ile, 13.09.2018 tarihinden itibaren, ülkemizde yerleşik kişiler arasında yapılacak olan ilgili maddede sayılan türlerdeki sözleşmelerde, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nca belirlenen haller istisna olmak kaydıyla, döviz cinsinden sözleşme bedeli belirlenemeyecektir. Öte yandan, bahsi geçen tip sözleşmelerde daha önceden döviz cinsinden bir ödeme yükümlülüğü öngörülmüş ise tarafların 13.09.2018 tarihi itibariyle 30 gün içerisinde bu yükümlülüğü yerine getirerek, söz konusu sözleşme bedellerini Türk Lirası cinsine çevirmeleri gerekmektedir. Söz konusu Karar; Menkul ve gayrimenkul alım satım sözleşmeleri, Taşıt ve finansal kiralama dahil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama sözleşmeleri, Leasing sözleşmeleri, İş sözleşmeleri, Hizmet sözleşmeleri ve Eser sözleşmelerinikapsamakta olup; söz konusu Karar’ın uygulanacağı sözleşmelerin taraflarına ilişkin getirilen tek kriter her iki tarafın yerleşim yerinin Türkiye olmasıdır. Bu durumda; Karar, Türkiye’de yerleşik bir kişinin yurt dışındaki kişiler ile yapacağı sözleşmeler için uygulanmayacaktır. Tarafların yerleşim yeri Türk Medeni Kanun uyarınca, Gerçek kişiler için bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yer olup, Tüzel kişiler için kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yerdir. Bedele ilişkin olarak öncelike belirtmek gerekir ki, Karar’da belirli bir para birimi belirtilmemiş olup; döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak düzenleme yapma yasağı getirilmiştir. Karar kapsamında döviz cinsinden yahut döviz endeksli olarak kararlaştırılması yasaklanan bedel kapsamına gerek hizmet bedeli, kiralama bedeli, iş bedeli gibi sözleşmenin asli bedeli; gerekse cezai şart, teminat, depozito bedeli gibisözleşmeden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerigirecektir. Söz konusu Karar’ın yürürlük tarihinden önce ve sonraki tüm tarihlerde imzalanan/imzalanacak olan, yukarıda sayılan koşulları sağlayan bütün sözleşmeler, tarih bakımından ilgili Karar kapsamındadır. Bu durumda; Karar’ın yürürlüğe girmesinden önce akdedilmiş ve Karar kapsamına giren sözleşmelerin bedellerinin; Karar’ın yürürlüğe girmesinden itibaren 30 gün içinde, taraflarca Türk Lirası olarak yeniden belirlenmesi, Karar’ın yürürlüğe girmesinden sonra akdedilecek ve Karar kapsamına giren sözleşmelerin bedellerinin; Karar’da düzenlenen yasağa uygun olarak Türk Lirası olarak belirlenmesi gerekmektedir. Öte yandan; Karar tarihinden önce, sayılan türlerdeki sözleşmelerden doğan ve muaccel olan( doğmuş olan) döviz cinsi borçlara yönelik olarak; Önceden doğmuş (muaccel) döviz cinsi borç dava veya takip konusu olmuş ise; Türk lirasına dönüştürme talep edilemeyeceği Önceden doğmuş (muaccel) döviz cinsi borç dava veya takip konusu olmamış ise;  ilgili karar uyarınca borcun, Türk Lirası’na çevirilmesinin mümkün olacağı görüşü baskın görüştür. Karar’dan önce akdedilmiş sözleşmelerdeki bedeller yeniden belirlenirken hangi kriterlerin esas alınacağı, hangi kur esas alınarak döviz cinsindeki bedelin Türk Lirasına çevrileceği belirlenmemiş olup, taraflar yeniden müzakere ederek serbest iradeleri ile Türk Lirası cinsinde güncel bir bedel belirleyeceklerdir. Taraflarca müzakere sonucunda yeniden belirlenememesi durumunda sözleşmelerin akıbetinin ne olacağı da Karar’da belirtilmemiştir. Ancak ilgili Karar’ın, Türk Borçlar Kanunu 138. madde kapsamında düzenlenen, ‘’sözleşme imzalanırken öngörülmeyen olağanüstü bir durumun meydana gelmesi halinde; Tarafların, sözleşmenin yeni duruma uyarlanması davası açma” hakkının kullanılması için dayanak olacağı ve olağanüstü durumu belgeler nitelikte kullanılabileceği düşünülmektedir. Karar kapsamında düzenlenen yükümlülüğe aykırı hareket edenler hakkında 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun m. 3 uyarınca 3.000 Türk Lirasından 25.000 Türk Lirasına kadar idari para cezası uygulanabilecektir. Yukarıda belirtildiği üzere, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın tüm bu kurallar ve şartlar ile ilgili […]

Read more

Bir Haktan Doğan Yükümlülük: Markanın Kullanımı Yükümlülüğü

Ağustos 16, 2018

Tescil edilmiş bir marka sahibine geniş yetkiler ve inhisari haklar tanıdığı gibi bir takım yükümlülükler de yükler. Bu yükümlülüklerden en önemlisi Sınai Mülkiyet Kanunu (‘’SMK’’) kapsamında düzenlenen ‘’Markanın Kullanılmaması Yükümlülüğü’’dür. SMK 9. maddesi kapsamında; markanın kullanılmasının şartları ve markanın kullanılması olarak değerlendirilebilecek haller sayılmıştır. SMK 26. madde ise söz konusu yükümlülüğün ihlali halinde uygulanacak olan ‘Markanın İptali’ yaptırımı düzenlenmiştir. Söz konusu maddeler kapsamında, “Markanın tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde haklı bir sebep olmadan marka sahibi tarafından markanın Türkiye’de ciddi bir biçimde kullanmaması ya da kullanımına beş yıl süreyle kesintisiz ara verilmesi” markanın iptali sebebidir. ‘’Markanın kullanılmaması’’tanımından anlaşılması gereken; Markanın SMK 9. madde kapsamında ve SMK 9. maddeye uygun olarak kullanılmamasıdır. Söz konusu madde uyarınca, markanın kullanılıyor olarak nitelendirilmesi için; Markanın sahibi tarafından kullanılması, Markanın tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından kullanılması, Haklı sebep olmadan beş yıldan fazla ara verilmemesi, Türkiye’de kullanılması ve Markanın ciddi bir biçimde kullanılması şartları aranmaktadır. SMK kapsamında markanın kullanılmış olması için fiziki olarak mal üzerine konulmuş olması şart değildir. Örneğin markanın, tescil edildiği mal ve hizmet grubuyla ilgili olarak faturalarda ve medya vasıtasıyla yapılan tanıtımlarda kullanılması da yeterli olacaktır. Belirtmek gerekir ki; markanın tescil edildiği mal veya hizmet gruplarından bir kısmı için kullanılması, diğer tescil edildiği mal veya hizmetlerinin kullanıldığı anlamına gelmeyecek ve diğer tescil sınıfları için kullanım koşulunu gerçekleştirmeyecektir. Yukarıda sayılan hallere aykırı gözüken, fakat SMK 9 kapsamında Markayı kullanma olarak kabul edilen istisna haller ise; ayırt edici karakteri değiştirilmeden farklı unsurlarla kullanılması sadece ihracat amacıyla mal veya ambalajlarında kullanılması marka sahibinin izni ile 3. kişilerce kullanılması, olarak belirtilmiştir. ‘’Markanın ayırt edici karakteri değiştirilmeden farklı unsurlarla kullanılması’’tabirinden anlaşılması gereken; Markanın farklı renklerle, şekillerle veya farklı boyutlarda yahut önemsiz eklemeler ya da eksiltmelerle kullanımıdır. Öyleyse, Markanın sahip olduğu işaretlerin üzerinde ayırt edici karekterinin muhafaza edilmesi ve tüketici anlayışında farklı bir marka olduğu düşüncesi yaratmaması şartlarıyla farklı unsurlar ekleyip veya eksilterek kullanılması SMK 9/2-a çerçevesinde mümkündür. Her ne kadar, markanın Türkiye’de kullanılması şartı olsa da, SMK 9/2-b maddesi uyarınca, ‘’ihracatta kullanılan markanın mal veya ambalajında kullanılması’’halinde de Markanın kullanımdan söz edilir. Böyle bir durumda,markalı ürün ya da hizmetin iç piyasaya sunulmuş olması gerekmemekte olup, ihracata konu olan işbu Markanın SMK kapsamında ciddi bir biçimde kullanılıyor olması şartı aranmaktadır. Burada önemli olan husus; ihraç edilen mal veya hizmetlere ilişkin Markanın mal veya ambalaj üzerine konulması işlemi Türkiye’yi terk etmeden önce yapılmış olması gerekliliğidir. Zira, söz konusu hüküm kapsamında değerlendirme yapılabilmesi için, markanın somut olarak kullanımı ülke sınırları içinde başlamış olması gerekmektedir. Türkiye’de üretilip yurtdışına ihraç edilen mal ülke sınırları dışında markalanırsa bu şart gerçekleşmiş sayılmayacak ve SMK 9/2-b kapsamında markanın kullanımı olarak kabul edilmeyecektir. Tescilli markaların kullanılmasında esas olan markanın sahibi tarafından kullanılmasıdır. Ancak bu kurala SMK 9/3 hükmü uyarınca bir istisna getirilmiş veMarka Sahibinin izni ile markanın üçüncü bir kişi tarafından kullanılmasına imkan sağlanmıştır. Ancak; üçüncü kişinin, Marka sahibinin izni dahilinde markayı kullanmasının bu madde kapsamında değerlendirilebilmesi için, üçüncü kişinin markanın kullanımını ciddi ve işlevine uygun bir şekilde yapması şartı aranmaktadır.

Read more

Nörobilim, Hukuk ve Ötesi Uluslararası Kongresi MEF Üniversitesi’nin Ev Sahipliğinde Gerçekleştirildi

Ağustos 9, 2018

MEF Üniversitesi’nin düzenlemiş olduğu “Hukuk, Nörobilim ve Ötesi” başlıklı Kongre’de hukuk, nörobilim ve psikoloji disiplinleri arasındaki ilişki değişik açılardan ele alındı. Kongre’de beş ayrı panel halinde hem hukuk ve nörobilim ilişkisinin teknik boyutu içinde kalan konular, hem de hukuk, nörobilim ve psikoloji disiplinleri arasındaki ilişkiyi kuramsal yönden inceleyen çalışmalar katılımcılar tarafından sunuldu. Büromuzun ortaklarından Çağlar Ersoy da “Algoritmanın Kanunları ve Hukukun Geleceği” başlıklı sunumuyla Kongre’nin konuşmacıları arasında yer aldı. Sunumu buradan izleyebilirsiniz Kongre’de sunulan diğer çalışmalara MEF Üniversitesi’nin YouTube kanalından ulaşmanız mümkün!

Read more

İşçi Buluşlarında Bedel

Ağustos 7, 2018

Günümüzde teknik alandaki sorunlara çözüm getiren kişilerin genellikle Ar-Ge bölümlerinde istihdam edilen çalışanlar olduğu bilinen bir gerçektir. Bahsi geçen bu kişilerin teknik alanda yaptıkları bu buluşlar Sınai Mülkiyet Kanunu (“SMK“) hükümleri çerçevesinde ikili bir ayrıma tabi tutulmaktadır: Serbest buluş Hizmet buluşu Hizmet buluşu, SMK 113. maddesi uyarınca; çalışanın, bir işletme veya kamu idaresinde yükümlü olduğu faaliyeti gereği gerçekleştirdiği ya da büyük ölçüde işletme veya kamu idaresinin deneyim ve çalışmalarına dayanarak, iş ilişkisi sırasında yaptığı buluştur. Anılan maddenin 2. fıkrasına göre ise de, hizmet buluşu dışında kalan buluşlar serbest buluş olarak kabul edilmektedir. SMK 114. Maddesine göre, Çalışan, bir hizmet buluşu yaptığında, bu buluşunu yazılı olarak ve gecikmeksizin işverene bildirmekle yükümlüdür. İşveren, hizmet buluşu ile ilgili olarak tam veya kısmi hak talep edebilir. İşveren, hizmet buluşu üzerinde hak talep etmesi halinde, çalışan makul bir bedelin kendisine ödenmesini işverenden isteyebilir. Bedelin hesaplanmasında hizmet buluşunun ekonomik olarak değerlendirilebilirliği, çalışanın işletmedeki görevi ve işletmenin buluşun gerçekleştirilmesindeki payı da dikkate alınır. Kamu kurum veya kuruluşlarında çalışanlara yaptıkları buluş karşılığında ödenecek olan bedel, SMK’da hüküm altına alınmıştır. SMK 113. Maddesinin 5. Fıkrası uyarınca; kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlara buluşları için ödenecek bedel, buluştan elde edilen gelirin üçte birinden az olamaz. Ancak buluş konusunun kamu kurum veya kuruluşunun kendisi tarafından kullanılması hâlinde ödenecek bedel, bir defaya mahsus olmak üzere, bedelin ödendiği ay için çalışana ödenen net ücretin on katından fazla olamaz. Anılan madde hükmü kapsamı dışında kalan çalışanların yaptıkları buluş karşılığında ödenecek olan bedel kanunda açıkça düzenlenmemiştir ve çalışan buluşları ile ilgili bedel tarifesininve uyuşmazlık hâlinde izlenecek tahkim usulününyönetmelikle belirleneceği düzenlenmiştir.29 Eylül 2017 tarihinde “Çalışan Buluşlarına, Yükseköğretim Kurumları’nda Gerçekleştirilen Buluşlara ve Kamu Destekli Projelerde Ortaya Çıkan Buluşlara Dair Yönetmelik” (Yönetmelik) yürürlüğe girmiştir. Bu Yönetmelik’in 10. vd. maddeleri ile bedelin belirlenmesine ilişkin genel esaslar düzenlenmiştir. Buna göre bedelin belirlenmesinde: Hizmet buluşunun ekonomik değeri, Çalışanın işletmedeki görevi İşletmenin hizmet buluşunun gerçekleştirilmesindeki katkısı dikkate alınır. Ücret tarifesi belirlenirken Yönetmeliğin öngördüğü formüller ve katsayılar uygulanacaktır. Bu durumda tam hak talebi halinde; işveren tarafından çalışana, çalışanın bedel talebinde bulunduğu durumda Yönetmelikte öngörülen yöntemlerle belirlenecek bedel ve tek sefere mahsus olmak üzere bedel harici teşvik ödülü verilecektir. Kısmi hak talebi halinde; buluşunun işveren tarafından kullanımı karşılığında çalışan tarafından talep edilen bedel ödenecektir. Belirtmek isteriz ki, mevzuat uyarınca işçinin buluş karşılığı ücret talep etme hakkı her zaman saklıdır ve işçinin buluş karşılığı bedel talep ettiği durumlarda makbuz kesilerek ödemenin kesinleştirilmesi, işveren tarafından patent başvurusunun gerçekleştirilmesinin ardından işçiden alınacak devir beyannamesine dayanak teşkil etmesi açısından uygun olacaktır. Ancak, mevzuat kapsamında işçiye buluş karşılığı bedel ödenmesi, işveren tarafından patent başvurusu sürecinin başlatılabilmesi için ön koşul olarak düzenlenmemektedir. Yönetmeliğin bedel konusundaki hükümlerin emredici olması, fakat işverenin bedel ödemesinin çalışanın talebine bağlı tutulması (yani bedel belirlenmesinin tarafların iradelerine bırakılması) Yönetmeliğin ve SMK’nın birlikte incelenmesini gerektirir. Bu inceleme yapıldığı taktirde ortaya çıkan sonuç; “bedel kararlaştırılıp kararlaştırılmayacağı kararının hakkaniyete uygun olmak şartıyla taraf iradesine bırakıldığı, taraflar bedel ödenmesi yönünde karar aldığı taktirde bu bedelin Yönetmelik uyarınca belirlenen formüllerle hesaplanacağı”dır. Yönetmelik’e göre bedel miktarı: Bedel miktarı = ‘buluştan elde edilen kazanç’ x ‘buluşun ait olduğu grubun kanuni katsayısı formülüyle hesaplanmaktadır. ‘Buluştan elde edilen kazanç’ buluşun işletme tarafından kullanıldığı durumda, benzer nitelikteki ürünlerle kıyas, buluşun gelir ve giderlerinin mahsubu veya satın alınması gerekseydi ödenmek […]

Read more

Tatile çıkacaklar kopya otel furyasına dikkat! Yok böyle dolandırıcılık…

Temmuz 19, 2018

Turizm sektörü, tam da yüzlerin yeniden gülmeye başladığı bir dönemde büyük bir dolandırıcılıkla karşı karşıya kaldı. Yüksek fiyatla oda satan, marka bilinirliği yüksek Antalya ve Bodrum’daki bazı lüks otellerin internet sitelerini hedef alarak birebir kopyalayan dolandırıcılar, tatil satın alanları mağdur etmeye başladı. ‘Oltalama’ olarak adlandırılan bu dolandırıcılıkla ilgili harekete geçenler savcılıklara suç duyurusunda bulunmaya başladı. TURİZM sektörü kötü geçen 2016 yılının ardından toparlanma sürecine girdi. 2017 ve 2018’de turist sayıları artarken, gelirler yavaş yavaş yükselmeye, yüzler de gülmeye başladı. İşlerin tam rayına oturduğunu düşünen turizm sektörü temsilcileri son aylarda bu kez farklı bir sorunla karşı karşıya kaldı. Kim olduğu belirsiz, yurtdışı merkezli olduğu iddia edilen bazı dolandırıcılar, yüksek fiyatla oda satan, marka bilinirliği yüksek Antalya ve Bodrum’daki bazı otellerin, internet sitelerini birebir kopyaladı. Bu kişiler otellerin resmi internet sitesinin uzantılarına benzer adresler alarak, tatil satın alanları dolandırmaya, bir çok mağdur yaratmaya başladı. OLTALAMA YÖNTEMİ BİLİŞİM hukuku konusunda uzman olan Avukat Mehmet Ali Köksal, dolandırıcılık yönteminin ‘fishing’ (oltalama) olarak adlandırıldığını söyledi. ‘Fishing’in çok yaygın bir dolandırıcılık yöntemi olduğunu belirten Köksal, “Geçmişte bu yöntemle bir çok bankanın adı kullanılarak dolandırıcılık yapıldığına şahit olduk. Örneğin xbanka.com diye bir adresi var ancak dolandırıcılar xbamka.com olarak bir adres açıp insanları dolandırıyor. Oteller için de bu yöntemi kullanıyorlar. Burada tüketicinin dikkat etmesi gerekiyor. İnternet adresini çok iyi kontrol edecek. Güvenilir site mi ona bakacak. Sitenin aynısı yapıldığı için tüketicide farkındalığın artması gerekiyor. Birkaç yerden birden kontrol mekanizması oluşturulmalı” dedi. Eğer tüketici böyle bir durumla karşılaşırsa ne yapması gerektiğini sorduğumuz Köksal, sorumuzu şöyle cevapladı: “Eğer parayı site üzerinden gönderirken 3D şifre kullanmışsa para hemen karşı tarafın hesabına geçer. Eğer bu kullanılmadan işlem yapıldıysa bankaya hemen bildirilmeli ve transfer iptal edilmeli. Genelde birkaç ay sonrası için otel satın almaları yapıldığından tüketici dolandırıldığını otele gidince de fark edebilir. Bu durumda tüketici suç duyurusunda bulunmalı. Belki parasını kurtaramayabilir ancak başkalarının zarar görmesini engelleyebilir.” Kaynak: Hürriyet – Burak Coşan

Read more

‘İTaksi’ uygulamasına tepki

Nisan 18, 2018

İstanbul’da Ağustos ayında başlayacak olan ‘İTaksi’ uygulaması ile taksiler ses ve görüntü kaydı alacak. Hukukçular, “Özel hayatın gizliliğine aykırı” olduğu gerekçesiyle uygulamaya tepkili. İstanbul Barosu konuyu yargıya taşındı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin başlattığı İTaksi uygulaması ile taksilerde Ağustos ayından itibaren ses ve görüntü kaydı alınacak. “İTaksi” uygulaması özel hayata ilişkin hukuksal bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Avukatlar, Taksilerde ses ve görüntü alınmasının özel hayatın gizliliğini ihlal edeceği görüşünde. Avukat Uğur Poyraz, “Kanunun açıkça belirttiği üzere bir kimsenin rızası bulunmaksızın özel hayatına yapılan müdahale hukuka aykırıdır” dedi. Bugüne kadar 3 bin taksiye takılan İTaksi uygulamasında kameralar dikiz aynasının hemen üstünde bulunuyor. Dikkatli bakıldığında ancak fark edilen kameralar hem taksinin içini hem de dışarısını kaydedebiliyor. Taksilerde ses ile görüntü kaydı alındığına dair herhangi bir uyarı bulunmuyor. Avukat Uğur Poyraz, bunun da sakıncalı olduğunu söyledi. Poyraz, “Bu şekilde yapılacak bir kaydın kişiye önceden bildirilmesi zorunludur. Aksi halde kayıt yapılması hukuka aykırı hale gelecektir” ifadelerini kullandı. Bilişim Uzmanı Avukat Mehmet Ali Köksal da “hukuka aykırılık” hatırlatması yaptı. İstanbul Barosu da konuyu yargıya taşıdı. Baro genelgesinin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Ankara İdare Mahkemesi’nde dava açtı. Bu uygulamanın istismara açık, anayasanın özel hayatın gizliliği ilkesine ve hukuka aykırı olduğu savunuldu. ulusal.com

Read more

Korsanla mücadele korsana emanet

Nisan 18, 2018

Masum, iyi yürekli patronu birgün işyerinden koluna girerek götürenler artık ‘siz de korsansınız’ sorusuna muhatap olacak. Çünkü BSA’nın da korsan olduğu ortaya çıktı. MELİH BAYRAM DEDE’nin haberi Türkiye’de korsan yazılımla mücadele eden BSA’nın yasadışı faaliyet gösterdiği ortaya çıktı. Microsoft’un öncülüğünde bir grup yazılım firmasının oluşturduğu BSA, ülkemizde Microsoft Türkiye içerisinde bir birim olarak faaliyet gösteriyor. İçişleri Bakanlığı’na Avukat Mehmet Ali Köksal’ın aracılığıya başvuraran Türker Gülüm, BSA’nın Türkiye’deki faaliyetlerinin Dernekler Kanunu’na aykırı olduğu sonucunu ortaya çıkardı. Bu gelişme üzerine bakanlık BSA’yı Türkiye’de izinsiz faaliyet gösteremeyeceği gerekçesiyle uyardı. İlgili dava dosyası tam metin olarak aşağıdaki adresten indirilebilir: http://tinyurl.com/yh9za9 haber7: 16.10.2006 15:08

Read more

İnternet’te Bonzai Tehlikesi

Nisan 18, 2018

Kullanıcı yaşının 12’ye düştüğü bonzai, Emniyetin düzenlediği operasyonlara rağmen satın almak isteyenlerin bir tık ötesinde. İnternette, sosyal medya ve siteler üzerinden bonzai temin edilebiliyor. Polis satıcılarına operasyon düzenliyor. Kullanıcı yaşı 12’ye kadar düştü. İnternette neredeyse çerez gibi satılan bonzai hakkında konuşan Bilgi Teknolojileri ve İtetişim Kurumu Başkanı Tayfun Acarer kendilerine bu sitelerin kapanmasıyla ilgili olarak bir başvuru gelmediğini söyledi. Bir zamanlar gece kulüplerinde satılan extacy haplar aileleri korkutuyordu. Şimdi ise Türkiye bonzaiyi konuşuyor. Bonzai son derece tehlikeli bir uyuşturucu madde. Emniyet bu uyuşturucu ile başta İstanbul olmak üzere Adana ve Antalya gibi illerde mücadelesini sürdürüyor. Bir de işin online boyutu var. Facebook ve internet siteleri üzerinden insanlar bonzaiye ulaşabiliyor. İnternette porno yayın yapan sitelerin çoğu mahkeme kararıyla kapalıyken bonzai satan sitelerin açık olması son derece düşündürücü. Konuyla ilgili olarak hurriyet.com.tr’ye konuşan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanı Tayfun Acarer kendilerine bu bonzai satan sitelerin kapanması için henüz bir başvuru gelmediğini söyledi. İşte bir Facebook grubunda bonzai diyalogları SERVER SAĞLAYANLAR DA SUÇA ORTAK Bilişim Hukuku Derneği Başkanı Avukat Kürşat Ergün, “ BTK bu siteleri tespit edip erişimini kendisi engelleyebilir. 5651 buna cevaz veriyor” dedi. Ergün ayrıca bilişim yoluyla bonzai satmanın suçu ağırlaştırıcı bir unsur olduğunu da söylerken bu internet sitelerine server sağlayan şirketlerin de suça ortak olduğunu söyledi. Ergün bu sitelerin büyük bir bölümünün serverlarının da yurt dışında olduğunu belirtti. İşte bonzai satan bir internet sitesi BASIN YOLUYLA İŞLENİYOR Bilişim Konusunda uzman avukat Mehmet Ali Köksal ise 5651 sayısı site kapanmasını içeren yasanın 2006 yılında çıktığını ve ilgili kurumların o günden bugüne konuyla ilgili karar almakta yanlış bir tutum içerisinde olduklarını söyledi. Köksal ayrıca bu sitelerin açık tutulmasında Emniyet’in de isteği olabileceğini belirtti ve, “Polis de bu sitelere girip takip yapıyor ve operasyonları yönetiyorlar” dedi. Köksal Türk Ceza Kanunu’na göre basın yoluyla işlenen suçların cezasının daha ağır olduğunu ve internetin de basın kapsamında sayılacağı için bonzai satışının suçunun internette daha ağır olduğunu söyledi. 6 AYDA 37 KİŞİ HASTANELİK OLDU Samsun Valisi Hüseyin Aksoy, kentteki kamu kurum ve kuruluşlarını temsilcileriyle valilikte uyuşturucu madde konusuyla ilgili toplantı yaptı. Vali Aksoy, uyuşturucu madde ile mücadele konusunda kentte yapılan çalışmalarla ilgili sunum gerçekleştirdi. Vali Aksoy, son dönemde Türkiye genelinde sık gündeme gelen bonzai ile ilgili de bilgiler verdi. Samsun’da son 4.5 yılda 3 bin 53 uyuşturucu madde ile ilgili olayda 6 bin 99 kişinin yakalandığını belirten Vali Hüseyin Aksoy, bunlardan 886’sının tutuklandığını söyledi. Uyuşturucu olaylarına karışanların yüzde 10.7’sinin 18 yaş altında, yüzde 95.2’sinin de erkek olduğunu belirten Vali Aksoy, son 2.5 yılda kentte 5 bin 637 gram bonzai ele geçirildiğini dile getirerek, şöyle dedi: “İlimizde bonzai maddesi kullanımı nedeni ile 2013 yılında 4 olayda 4 kişi hastaneye kaldırılmış, 2014 yılının ilk 6 ayında ise 32 olayda 37 kişi hastaneye kaldırılarak tedavi altına alınmıştır. Bu olaylarda bir ölüm vakası gerçekleşmemiştir. Samsun’da bonzai maddesi ile ilk karşılaşma 2012 yılının Aralık ayında olmuştur. Bu tarihten itibaren ilimize giriş yapan bu maddenin yapılan tahkikatlar ve araştırmalar sonucu çoğu İstanbul ilinden temin edilerek kente geldiği değerlendirilmektedir. Türkiye’de ise ilk bonzai vakası 2010 yılında Eskişehir’de görülmüştür.” mynet.com: 09.07.2014 14:43

Read more

Siber Suçlar Kumpanyası

Nisan 18, 2018

Yabancı internet siteleri yoluyla işlenen suçlarla mücadelede Türkiye’nin son dönemde art arda ‘kapatma’ kararları almasının sebebi ‘Siber Suçlar Sözleşmesi’ne halen imza atılmamış olması. Şükrü Andaç-DijitalDükkan Türkiye internet ve bilgisayar yoluyla işlenen siber suçlara karşı mücadelede polis, adliye tarafında kendi kaynaklarını kullanmasına karşılık, yaşanan olayın uluslararası ayağı olduğunda konu adeta tıkanma noktasına geliyor. ‘ABD merkezli YouTube’ örneğinde olduğu gibi mahkemeler bir suç tespit ettiklerinde ilgili içeriğin kaynağından (yabancı site) kaldırılması, suçu işleyenin bulunması için uluslararası adım atmak yerine çareyi internet sitesini kapatmakta buluyor. İçerik kaldırılmadığında yurtdışından izlenen bu videolara, Türkiye’den de bilgisayarın ayarlarında yapılan basit değişikliklerle ulaşılabiliyor. Bu da beraberinde tartışmaları getiriyor. Global çağrı merkezi kuruluyor Türkiye’nin siber suçlar konusunda uluslararası platformda önünün tıkanmasının en önemli sebebi ise Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerinin (Türkiye de bunun içinde) taraf olduğu ‘Siber Suçlar Sözleşmesine’ 2001’den bu yana imza atılmamış olması. Klasik suçlarda bir davanın uluslararası bağlantısı olduğunda Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla bilgilerin talep edildiğini, arkasından 6 ay-1 yıl sonra bu bilgilerin geldiğini hatırlatan Türkiye Bilişim Derneği (TBD) Hukuk Çalışma Grubu Başkanı Avukat Mehmet Ali Köksal, siber suçlarda 1-2 günde delillerin karartılabileceğini bu yüzden de klasik yöntemlerle mücadele imkânı olmadığını söylüyor. Suçluların hızına ulaşmak için bu sözleşmenin imzalanması gerektiğini belirten Köksal, yapılacak olan uluslararası işbirliğiyle 7/24 çağrı merkezi kurulacağını böylece Türkiye’de alınan mahkeme kararlarının hızlı bir şekilde uluslararası platformda işlerlik kazanabileceğini anlatıyor. Bu sözleşmeye imza atan ülkelerin ilk adımda çağrı merkezleri aracılığıyla siber suçlarla birlikte mücadele ettiğini belirten Köksal, Türkiye’de Adalet Bakanlığı bünyesinde bu amaçla bir çağrı merkezi kurulabileceğini, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nın da (TİB) buna talip olabileceğini hatırlatıyor. Uzmanlar bu sözleşmenin yanı sıra Türkiye’nin ‘kişisel bilgilerin güvenliği’ konusunda da mevzuat değişikliğine gitmesi gerektiğinin altını çiziyor. Sorgusuz ‘takipsizlik’ Bugüne kadar bilişim suçlarıyla ilgili birçok davayla karşılaştıklarının altını çizen Köksal, davanın uluslararası boyutu olduğunda artık mahkemelerin “bu bilgiler yurtdışından verilmemektedir” yazısıyla takipsizlik kararı uygulamaya başladığı bilgisini veriyor. Köksal, bugüne kadarki örneklerde çeviri ve masrafların boşa çıktığını bu yüzden de mahkemelerin direkt olarak takipsizlik kararı verdiğini hatırlattı. Köksal, bu tip olaylarda yurtdışından ‘karşılıklı protokol olmaması’ ya da ‘kişisel bilgi güvenliği’ sebebiyle boş yanıtlar geldiğini belirtiyor. Siber suç sözleşmesine imza atmayanlar 23 Ocak 2001 tarihinde Avrupa Konseyi üyesi ABD, İngiltere, Almanya ve Japonya gibi ülkelerin liderliğinde hazırlanan Siber Suçlar Sözleşmesi’ne imza atmayanlar listesinde şu ülkeler var: – Türkiye – Azerbaycan – Linkeştayn – San Marino – Rusya – Gürcistan – Monako – Dominik Cumh. – Kosta Rika – Meksika – Filipinler milliyet.com: 14.02.2010

Read more

Mobil Uygulamalara Dikkat

Nisan 18, 2018

Sosyal ağ ve sosyal medya sitelerindeki hesaplar için en büyük riskin, yüklenen uygulamalarla oluştuğu bildirildi. Teknoloji Bilgilendirme Platformu üyesi Çığır İlbaş, yaptığı açıklamada, internet güvenliği konusunda öncelikle kullanıcıların bilinçli olması gerektiğini söyledi. Mobil cihazlara yüklenecek uygulamaların iyi irdelenmesi gerektiğini vurgulayan İlbaş, “Sosyal ağ ve sosyal medya sitelerindeki hesaplar için en büyük risk, hesaba yüklenen uygulamalarla oluşuyor” dedi. Özellikle Facebook ve Twitter kullanıcılarının hesaplarına erişim izni isteyen uygulamalara bu izni vermeden önce Google gibi arama motorlarından konuyla ilgili bilgi edinmeleri gerektiğini anlatan İlbaş, şunları kaydetti: “e-Posta adreslerine gelen sahte iletilere karşı da temkinli olmak gerekiyor. Facebook ve Twitter sitelerinin sahte kopyalarının linklerini e-posta mesajlarıyla kullanıcılara gönderen şifre hırsızları var. Ayrıca bilgisayarda ve akıllı telefonlarda lisanslı ve güncel bir antivirüs yazılımı kullanmak da bu tür tehditlere karşı alınabilecek temel önlemler arasında yer alıyor.” TCK’da yasal boşluk var Avukat Mehmet Ali Köksal ise siber korsanlara verilecek ceza konusunda yasal boşluk bulunduğunu öne sürdü. Bir kişinin bilgisayarı, e-postası ya da sosyal medya hesabına o kimsenin izni olmaksızın girilmesinin, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 243. maddesi uyarınca “Yetkisiz Erişim” suçuna girdiğini belirten Köksal, bu hükme göre; bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına, hukuka aykırı olarak giren ve orada kalmaya devam eden kimseye bir yıla kadar hapis veya adli para cezası verildiğini vurguladı. Köksal, bilgisayar korsanının bununla kalmayarak, kasıtlı bir biçimde sistemin içindeki verileri siler, değiştirir, başka yere gönderir ya da yeni veri yerleştirirse TCK 243’ün yanında ayrıca TCK 244/2’den de sorumlu olacağını, bu hükme göre de altı aydan üç yıla kadar hapisle cezalandırılacağını ifade etti. Köksal, şunları kaydetti: “Örneğin, bir şirketin Twitter hesabına giren bilgisayar korsanları, buradaki tweetleri silerse yahut hesabın ayarlarında oynama yaparsa, ayrı ayrı TCK madde 243’ten ve 244/2’den cezalandırılacaklardır. Bu bağlamda, sadecesisteme girme hususunda TCK bakımından yasal bir boşluk yok. Ancak TCK madde 244’ün kapsamı konusunda, hangi fiillerin bu madde bağlamında değerlendirilmesi hususunda bazen tartışma yaşanabiliyor. Örneğin, şirketin Twitter hesabından bir kimseye tweet yollayan failin, fiilinin 244/2 kapsamına girdiği tartışılabiliyor.”  yenicaggazetesi.com  

Read more

3. İzmir Uluslararası Bilişim Hukuku Kurultayı Bloomberg HT’nin medya sponsorluğunda kapılarını açtı

Nisan 18, 2018

BloombergHT’nin medya sponsoru olduğu 3. İzmir Uluslararası Bilişim Hukuku Kurultayı İZFAŞ ve TBD işbirliği ile İzmir uluslararası Fuar Alanı’nda kapılarını açtı. Türkiye Bilişim Derneği Hukuk Çalışma Grubu Başkanı Avukat Mehmet Ali Köksal’ın düzenledği Kurultay, 3 gün sürecek. Paneller, çalıştaylar, seminerler ve bildirilerin düzenlendiği kurultay 28 Haziran tarihine kadar katılımcılarını kabul ediyor. Hakimler, savcılar, avukatlar, noterler, bilişimciler, emniyet mensupları, bilişim ve hukukla ilgili akademisyenler ve eğitimciler ile sektör ilgilileri tarafından rağbet gören kurultay kapsamında, bilişim ve hukukun ortak çalışma alanları, akademik boyutu, uygulama prensipleri, alanında uzman isimler tarafından tartışılıyor ve bilimsel bildiriler sunuluyor. Kurultay esnasında sunulan panel, seminer ve çalıştaylar gelecekteki bilişim ve hukuk dallarının şekillenmesine ışık tutarak uzun vadeli bir kaynak olma niteliği taşıyor. Kurultay, yurtiçi ve yurtdışından alanında uzman katılımcıların iştirakleri ile Uluslararası platformda başta İzmir olmak üzere, Türkiye’nin adını duyurmak amaçlı katkı sağlamayı hedefliyor. Kurultay kapsamında sergi alanında konusunda uzman firmalar kendilerini tanıtma imkanı bulurken, ticari anlamda yeni iş fırsatları da yakalamış oluyorlar. Kurultayın programı ise şöyle: AÇILIŞ AÇILIŞ KONUŞMALARI  Turhan Menteş TBD Başkanı Tayfun Çataltepe Turkcell Genel Müdür Yardımcısı Atilla Öztürk BTK I. Hukuk Müşaviri Dr. Sırrı Aydoğan İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Ali Alkan Yargıtay Birinci Başkanı ETKİNLİK / KONUŞMACI İSMİ GÖREVİ/UNVANI SUNUM/TEBLİĞ İSMİ I. PANEL ULUSLARARASI SİBER GÜVENLİK 26 Haziran 2013 14.30-16.30 Salon 1-B 1 OB:Prof.Dr. Feridun Yenisey Bahçeşehir Üniversitesi  Oturum Yöneticisi 2 Doç. Dr. Ahmet Koltuksuz Yaşar Üniversitesi, Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Bölüm Başkanı  Siber Güvenlik Stratejileri 3 Celalettin Ekinci Yargıtay 8. CD, Tetkik Hakimi  Siber Suçlar ve Uygulamaları 4 K. Sacid Sarıkaya BTK Bilgi Teknolojileri Daire Başkanı Mehmet Selçuk Korkmazer Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı USOM  Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezinin Görevleri 5 Av. Muhterem İlhan Vodafone Türkiye Siber Güvenlikte Farkındalık II. PANEL INTERNET VE HUKUKU 26 Haziran 2013 16.45-18.45 Salon 1-B 1 OB: Ahmet Kütük Yargıtay 4. Hukuk Dairesi Üyesi  Oturum Yöneticisi 2 Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak Ankara Üniversitesi SBF Sosyal Medya ve İfade Özgürlüğü 4 Av. Gönenç Gürkaynak, LL.M. ELIG Avukatlık Bürosu İnternet Hukuku ve Hakaret Suçları: İfade Özgürlüğü ve İçerikten Kaldırma Talepleri Hansin Doğan Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Program Yöneticisi Kalkınma Perspektifiyle Bilgiye Erişim Hakkı 5 Av. Mehmet Ali Köksal Türkiye Bilişim Derneği Türkiye’de İdarenin İnternete Yaklaşımı III. PANEL BAZ İSTASYONLARI 26 Haziran 2013 16.45-18.45 Salon 1-A 1 OB:Atilla Öztürk BTK Hukuk Müşaviri  Oturum Yöneticisi 2 Dr. Jack Rowley GSMA,  Kıdemli Araştırma ve Sürdürülebilirlik Direktörü Mobil Şebekelerin İfşa Seviyeleri: Kurallar Üzerindeki Etkileri 3 Prof.Dr. Tunaya Kalkan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Elektromanyetik Alanların Biyolojik Etkileri 4 Doç.Dr. Mustafa İlhan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Elektromanyetik Alanlar ve Halk Sağlığı IV. PANEL YENİ FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU: ÖNERİLER VE ELEŞTİRİLER 27 Haziran 2013 11:30-13:30 Salon 1-B 1 OB:Prof. Dr. Tekin Memiş İstanbul Şehir Üniversitesi  Oturum Yöneticisi 2 Uğur Çolak FSHHM Hakimi Veri Tabanlarına Sağlanan Sui Generis Koruma ve FSEK Ek 8. md. ile ilgili FSEK Değişikliği 3 Doç. Dr. Emre Gökyayla Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Bağımlı Çalışma İlişkilerinde Hak Sahipliği 4 Nevhan Akyıldız Hukukçu, Emekli Cumhuriyet Savcısı Yeni Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda Ceza Uygulamasına İlişkin Değişiklikler 6 Ayşe Nur Akıncı Kalkınma Bakanlığı, Bilgi Toplumu Dairesi , Planlama Uzmanı Bilgisayar Programlarının Fikrî Hukukta Korunması V. PANEL BİLİŞİM VE TELEKOMÜNİKASYON SEKTÖRÜNDE GİRİŞİM SERMAYESİ 27 […]

Read more

Taksilerde Ses ve Görüntü Kaydı Dönemi

Nisan 18, 2018

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün genelgesi kapsamında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait ‘iTaksi’ uygulaması ile taksiler ses ve görüntü kaydı almaya başlayacak. Hukukçular uygulamaya özel hayatın gizliliğine aykırı olduğu gerekçesiyle tepki gösterdi. Bilişim Uzmanı Avukat Mehmet Ali Köksal: “Ses Kaydı Acil Durumda Olsun” İstanbul’da, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin başlattığı İTaksi uygulaması ile taksilerde ağustos ayından itibaren ses ve görüntü kaydı alınmaya başlanacak. 17 bin 395 taksinin bulunduğu İstanbul’da, belediyenin ‘Bitaksi’ ve ‘Uber taksi’ gibi uygulamalara rakip olarak tanıttığı İTaksi’nin güvenlik önlemi özel hayata ilişkin hukuksal bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Hürriyet’ten İdris Emen’in haberine göre, taksilerde ses ve görüntü alınmasının özel hayatın gizliliğini ihlal ettiğini savunan avukat Uğur Poyraz, “Bir kimsenin sesi ve görüntüsü onun özel hayatı kapsamında olup kişilik hakları gereğince koruma altındadır. Kanunun açıkça belirttiği üzere bir kimsenin rızası bulunmaksızın özel hayatına yapılan müdahale hukuka aykırıdır. Aynı zamanda yapılan müdahale Türk Ceza Kanunu’nun 134. maddesi uyarınca suç teşkil etmektedir” diyor. Taksilerde ses ve görüntü kaydı alınmasının sorunlar yaratacağını savunan Poyraz “Yapılacak kayıt neticesinde örneğin, bir kimsenin yaptığı bir telefon konuşmasının kayda alınması, taksi içerisinde paylaşılan herhangi bir kişisel, ticari mahrem bilginin ses ve görüntü kaydına alınması gibi suç teşkil eden eylemler meydana gelebilir” diyerek uyarıyor. ‘MÜŞTERİYE BİLDİRİLMELİ’ Bugüne kadar 3 bin taksiye kurulumu yapılan İTaksi uygulamasında kameralar dikiz aynasının hemen üstünde bulunuyor. Dikkatli bakıldığında ancak fark edilen kameralar hem taksinin içini hem de dışarısını kaydedebiliyor. Taksilerde ses ile görüntü kaydı alındığına dair herhangi bir uyarı bulunmuyor. Avukat Uğur Poyraz, bunun da sakıncalı olduğunu dile getiriyor: “Bu şekilde yapılacak bir kaydın kişiye önceden bildirilmesi zorunludur. Aksi halde kayıt yapılması hukuka aykırı hale gelecektir. Bu amaçla telefondaki uygulamada ve taksilerde bu bilgilendirmenin yer alacağı görünür metinler bulunmalı; bunun yanı sıra şoförler de bu konuda müşteriye bildirimde bulunmalıdır.” ‘TAKSİ KAMUSAL ALANDIR’ Taksilerin içinin kamusal alan olduğunu, dolayısıyla taksilerde ses ve görüntü alan kameraların yerleştirilmenin hukuka uygun olduğunu savunan İstanbul Taksiciler Esnaf Odası Başkanı Yahya Uğur eleştirilerin doğru olmadığı görüşünde: “İTaksi uygulaması sadece kameradan ibaret değil. Kamera İTaksi uygulamasına daha sonra ilave edilen bir faktör oldu. İTaksi artık müşterilerin akıllı telefonlarla taksileri rezerve yaptırabildikleri ve taksiyi kapının önüne kadar çağırabilmelerini sağlayan bir sistem. Kamera, ‘özel hayatın gizliliğini ihlal ediliyor’ deniliyor. Taksinin içi kamusal alandır. Özel hayatla alakası yoktur. Ayrıca acil durumlar dışında bu kameraları hiç kimse izlemeyecek. Kameralar sadece kayıt yapacak. Bir şikayete konu olduğunda bu görüntüler savcılar tarafından incelenecek. Bunun hiçbir şekilde kimsenin davranışlarını değiştirmesine gerek yok. Takside yine istediği gibi rahat edebilirler.” ‘SES KAYDI ACİL DURUMDA OLSUN’  Taksilerde kameraların sürekli görüntü ve ses kaydı almasının ölçülü bir uygulama olmadığını savunan Bilişim Uzmanı Avukat Mehmet Ali Köksal, “Görüntü ve ses kaydı uygulamasının taksi içerisinde sürekli aktif halde bulunması kişisel verilerin hukuka uygun şekilde toplanması açısından da büyük bir sorun oluşturmaktadır. Söz konusu verilerin bu şekilde kaydedilmesi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu uyarınca özel hayatın gizliliğini ihlal ve kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi suçlarına da vücut vermektedir” diyor. Köksal, bu durumu engellemek için sadece acil durumlarda ses kaydı almasını öneriyor: “Kamera uygulamasına getirilebilecek önerilerden ilki, görüntü kaydının sürekli olup ses kaydının panik butonuna basınca başlamasıdır. İkinci öneri ise panik butonuna basıldığı zaman görüntü ve sesi kaydeden düzeneğin aktif hale getirilmesi, bunun öncesinde herhangi bir kaydın […]

Read more

Anayasa İnternet’te Halka Sorulabilir

Nisan 18, 2018

Yeni anayasanın e-devlet altyapısını kullanarak internet üzerinden halka da sorulması önerisi getirildi. Türkiye Bilişim Derneği (TBD) Hukuk Müşaviri Mehmet Ali Köksal, yeni anayasanın hazırlanması sürecine, internet üzerinden vatandaşların da katılımının sağlanabileceğini, bilişim altyapısının böyle bir projeye hazır olduğunu söyledi. Köksal, uzun süredir tartışılan anayasa değişikliği çalışmalarına, vatandaşların doğrudan destek verebileceğini bildirdi. Demokrasi gereği vatandaşların oy kullanarak kendisini temsil etmesi için milletvekili seçtiğini ancak söz konusu milletvekilinin gerektiği durumlarda ”parti disiplini/kararı” doğrultusunda vatandaşın istediği düzenlemelere karar veremeyebileceğini ifade eden Köksal, referandum mantığıyla dijital bir platform oluşturularak vatandaşlara ”Sizin görüşünüz ne?” diye sorulabileceğini belirtti. Yeni anayasa çalışmaları kapsamında, Uzlaşma Komisyonu’nun bir metin oluşturacağını ve vatandaşların referandumla bu metnin tamamına ”Evet” ya da ”Hayır” diyeceğini belirten Köksal, şunları kaydetti: ”Siyasi irade meclistir ve dünyanın her yerinde meclisler karar verir, nihai oylama da referandum ile yapılır. Mecliste bizim seçtiğimiz kişiler oy kullanıyor ama gerçekten bizim görüşlerimizi mi yansıtıyor yoksa başka şeylerle mi hareket ediyorlar diye sorabiliriz ki bunlardan biri parti disiplinidir. Her zaman için parti disiplini, parlamenter demokrasinin olmazsa olmazıdır ama öbür taraftan da parti disiplini vatandaşın lehine olmayan şeyleri de evet demek anlamına geliyor. Örneğin parti bir karar almıştır, o karar, ilgili milletvekilinin seçildiği bölgenin aleyhinedir. Milletvekili kendi seçmeninin istemediği bir şeye, parti disiplinine uymak suretiyle ‘Evet’ demek zorunda kalabilir. O anlamda bakıldığında parti içi özgürlüklerin olmadığı ve parti disiplinin yoğun olduğu ülkemizde, bu anlamda vatandaşın görüşü yansımıyor. Benim olabileceğine işaret ettiğim sistemde nasıl bir anayasa istedikleri, e-Devlet kapısı gibi bir portal üzerinden vatandaşlara sorulabilir. Milyonlarca kullanıcının görüşünü tek tek tasnif etmek zaman ve emek alacağı için bir platform oluşturulduktan sonra tüm kesimlerle görüşen Uzlaşma Komisyonu, ortaya çıkan veriler doğrultusunda her madde için ‘çoktan seçmeli’ alternatifleri yaratır ve vatandaşlar da TC kimlik numaraları ile gireceği bu platformda beğendiği seçeneği işaretleyebilir. Belki beklediğini bulamazsa alternatif fikrini de yazabilir.” ‘AKIL AKILDAN ÜSTÜNDÜR’ ”Akıl akıldan üstündür. Meclistekilerin aklına gelmeyen bir çözüm, bir vatandaştan çıkabilir” diyen avukat Mehmet Ali Köksal, ”Böyle bir projeyi hayata geçirmek için Türkiye’nin bilişim altyapısı hazır” görüşünü dile getirdi. Köksal, ”Anayasayı mutlaka bir yılda değiştirmemiz gerekmiyor, bir yıl iki ay da olabilir. Gerçekten topluma daha faydalı olacaksa, çok daha katılımcı bir anayasa yapacaksak bunu iki ay ötelemek hiç kimsenin karşı çıkacağı bir şey değil” dedi. Bu konunun düşünülmesi ve dillendirilmesi gerektiğine işaret eden Köksal, bunu da TBD’nin yaptığını, konunun da Bilişim 2011 Kurultayı kapsamındaki ”Anayasa” konulu panelde ele alınacağını bildirdi. ‘YEREL YÖNETİMLER DE KULLANABİLİR’ Köksal, bir çeşit ”dijital referandum” olan projenin sadece anayasa değişikliği için değil yerel yönetim kararları için de kullanılabileceğine işaret etti. Kentlerde belediyelerin yapmak istediği düzenlemeleri internet ortamında vergi veren dolayısıyla söz söyleme hakkı olan vatandaşlara sorabileceğini anlatan Köksal, gerçek ve katılımcı demokrasinin bu şekilde sağlanabileceğini ifade etti. Estonya ve Litvanya gibi bilgisayar kullananların sayısının, nüfusun yüzde 80-90’ına yaklaştığı ülkelerde benzer projelerin yapıldığını anlatan Köksal, Türkiye’de ise bu oranın yüzde 40 seviyesinde olduğuna dikkati çekti. Köksal, ”üç yıl sonra kullanıcı sayısı artar” mantığıyla işlerin yürümemesi gerektiğini, fikrin ve o fikri hayata geçirecek altyapının şimdiden kurulması gerektiğini söyledi. Köksal, ”Vatandaş gerçekten karar mekanizmalarına katılsın ki devletine sahip çıksın, ne kadar katılırsa, yönetimde ne kadar söz sahibi olursa o kadar sahip çıkarsın” dedi. Ntv.com: 14.10.2011 – 15:57

Read more

Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nu bekleyen görevler

Nisan 18, 2018

Kişisel Verileri Koruma Kurulu, 12 Ocak 2017 Perşembe günü Yargıtay’da yemin ederek görevine başladı. Kurul’un bundan sonraki süreçte neler yapması gerekiyor? Kurul’un hazırlayacağı yönetmelikte hangi hususlara açıklık getirilmesi bekleniyor? Av. Mehmet Ali Köksal, Av. Gökhan Ahi ve Av. Ceyda Cimilli Akaydın’ın bu konudaki değerlendirmelerini aldık. Kişisel Verileri Koruma Kurulu, 12 Ocak 2017 Perşembe günü Yargıtay’da yemin ederek görevine başladı. Kurul’un bundan sonraki süreçte neler yapması gerekiyor? Kurul’un hazırlayacağı yönetmelikte hangi hususlara açıklık getirilmesi bekleniyor? Av. Mehmet Ali Köksal, Av. Gökhan Ahi ve Av. Ceyda Cimilli Akaydın’ın bu konudaki değerlendirmelerini aldık. Geçtiğimiz yıl 24 Mart’ta TBMM’de kabul edilen ve 7 Nisan’da Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6698 sayılı Kişisel Verilerin Koruması Kanunu’nun ihdas ettiği Kişisel Verileri Koruma Kurulu üyeleri 2016 yılı sonunda seçilmişti. Kurul 9 kişiden oluşuyor Kurul dokuz üyeden oluşuyor. Kanunda belirtildiği gibi kurulun beş üyesi TBMM, iki üyesi Cumhurbaşkanı ve iki üyesi Bakanlar Kurulu tarafından seçildi.       Kurula seçilmiş olan üyeler şunlar: • Cabir Bilirgen Adalet ve Kalkınma Partisi aday gösterildi • Cengiz Paşaoğlu Adalet ve Kalkınma Partisi aday gösterildi • Mehmet Niyazi Tanılır Adalet ve Kalkınma Partisi aday gösterildi • Turan Arık Cumhuriyet Halk Partisi aday gösterildi • Yusuf Alataş Halkların Demokrasi Partisi aday gösterildi • Prof. Dr. Faruk Bilir Cumhurbaşkanı tarafından seçildi • Şaban Baba Cumhurbaşkanı tarafından seçildi • Murat Karakaya Bakanlar Kurulu tarafından seçildi • Hasan Aydın Bakanlar Kurulu tarafından seçildi Kurul başkanını kendisi seceçek Kişisel Verileri Koruma Kurulu, yemin ederek göreve başlamasının ardından üyeleri arasından Başkan ve İkinci Başkan’ı seçecek. Kurulun Başkanı aynı zamanda Kişisel Verileri Koruma Kurumu’nun da Başkanı olarak görev yapacak. Yönetmelik hazırlanacak Kurulun, 6698 sayılı kanun uyarınca, KVKK’nun yayımlanma tarihinden itibaren bir yıl içinde kanunda öngörülen yönetmelikleri yürürlüğe koyması gerekiyor. Buna göre yönetmeliğin 7 Nisan 2017 tarihine kadar yayınlanması bekleniyor. Yönetmelikle düzenlenmesi beklenen hususlar Kişisel Verilerin Koruması Kanunu’nu inceleyen hukukçular kanunda birtakım hususların yönetmelik tarafından netleştirilmesi gerektiğine dair görüş belirtiyorlar. Bu konuda görüşlerine başvurduğumuz Av. Mehmet Ali Köksal, Av. Gökhan Ahi ve Av. Ceyda Cimilli Akaydın’ın değerlendirmelerini aldık. Kurul Veri Sorumluları Sicili oluşturacak Kurulu bekleyen önemli işlerden birisi de Veri Sorumluları Sicili’nin oluşturulması. Sicil oluştuktan sonra şirketlerin veri sorumlularını bu sicile kaydettirme zorunlulukları bulunuyor. Veri sorumlusunu sicile kaydettirmemiş olan şirketlere cezai müeyyide uygulanacak. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, şirketlere önemli yükümlülükler getiriyor. Şirketlerin 7 Ekim 2016 tarihine kadar veri sorumlularını belirlemiş olmaları gerekiyordu. Henüz belirlememiş olanlar dikkat! 5 bin TL ila 100 bin TL arasında para cezası var. Şirketlerin Veri Sorumlusu belirleme süresi doldu Av. Mehmet Ali Köksal: Sicilin oluşturulması gerekiyor. Ancak, bunun için önce Kurul’un sicil ile ilgili kararları alması gerekiyor. Şirketlerin 7 Ekim 2016 itibariyle veri sorumlularını belirlemesi gerekiyordu. Yani belirlemeyenler derhal belirlemeli. Burada kamuoyunda sıkça karıştırılan iki konunun birbirine geçtiğini görüyoruz: “Veri sorumlusunu belirlemek” ile “veri sorumlusu siciline kayıt olmak”. Veri sorumlusunu belirlemek bu işin temeli ve 10. Maddedeki aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilebilmesi için veri sorumlusunun belirlenmesi gerekiyor. Bu süre yukarıda da belirttiğim gibi 7 Ekim 2016’da doldu. Şirketler bu yükümlülüğü yerine getirmezlerse KVKK’nın 10. Maddesindeki aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmemiş olurlar. Bu da 5 bin TL ila 100 bin TL arasında idari para cezası ödenmesine neden olur. Sicil kurulduktan sonra (Kurul tarafından ilgili kararlar alınıp, sicil oluşturulduktan sonra sicile kayıt olmamak ise KVKK’nın […]

Read more

İzmir’de Kart Skandalı

Nisan 18, 2018

İzmir’de Büyükşehir’in ulaşımdaki elektronik sistem krizi, farklı bir boyuta taşındı. İstanbul ve Eskişehir’de toplu ulaşımda kullanılan kartların İzmir’de de geçtiği noter aracılığıyla tespit edildi. İzmir’de toplu ulaşımda kullanılan elektronik ücret toplama sistemindeki sorunun çok farklı bir boyutu daha ortaya çıktı. İstanbul’da toplu ulaşımda kullanılan İstanbul Kart ile Eskişehir’de kullanılan Eskart’ın İzmir’de de kullanabildiği ortaya çıktı. Skandal, Kentkart firmasının avukatı Mehmet Ali Köksal’ın Noter aracılığıyla yaptığı tespitle de kanıtlandı. İstanbul Kart ile Eskart’ın İzmir’de geçiyor olması elektronik ücret toplama sistemindeki krizin hala çözülemediğini gösterirken, İzmir Büyükşehir Belediyesi bu problem nedeniyle mali olarak da kayıp yaşadı. “ŞİKAYET İLE ÖĞRENDİK” Kentkart A.Ş.’nin avukatı Mehmet Ali Köksal, İstanbul’da toplu ulaşımda kullanılan İstanbul Kart ile Eskişehir’de kullanılan Eskart’ın İzmir’de geçtiğimi Noter aracılığıyla tespit ettirerek tutanak altına aldırdı. Konu ile ilgili İzmir Büyükşehir Belediyesi yetkililerinden bir açıklama gelmedi. Elektronik ücret toplama sisteminde ortaya çıkan skandal duyanları çok şaşırttı. İzmirim Kart firmasının sistemi devreye almasının üzerinden 34 geçmesine rağmen krizin hala devam ettiği anlaşıldı. Kentkart Ege Elektronik San. Ve Tic. A.Ş. vekili geçtiğimiz 22 Haziran’da notere başvuruda bulunarak durum tespiti istedi. Yapılan tespite göre Kentkart’ın yanı sıra Eskart ve İstanbul Kart’ın da kullanılabildiği noter tespit tutanağı ile kayıt altında alındı. Aynı zamanda görüntülü olarak yapılan kayıtta, söz konusu kartların bazı turnikelerde geçtiği bazılarında ise geçmediği anlaşıldı. Elektronik ücret toplama sistemindeki sorunun 1 aydan fazla süre geçmesine rağmen hala çözülemediğini anlatan avukat Mehmet Ali Köksal, skandalın kendilerine gelen bir tüketici şikayeti sayesinde ortaya çıktığını anlattı. Avukat Köksal, “Bize bir gün tüketici şikayeti geldi. Adam şikayetinde adeta dalga geçmiş. ‘Eskart’ı denedim şöyle oldu. Sıfır bakiyeli kartımı denedim böyle oldu’ demiş. İzmir Büyükşehir Belediyesi yetkililerine ‘sistemde böyle bir durum var’ dedim. Bana ‘yok’ dediler. Gittim ben de Noter’den tespit yaptırdım. Noter’den bu tespiti yaptırdıktan sonra tekrar İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne gidip ‘Noter’den tespit yaptırdım’ dedim. Bunun üzerine bana ‘Tamam. Baktıralım’ dediler. Daha sonra bana dönüş yapıp ‘Yok öyle bir şey’ dediler. Bunun üzerine arkadaşlarıma, bir daha kontrol etmelerini söyledim. Görüntüleri çekip gönderdiler. Görüntülerden de anlaşılacağı üzere Eskart ile İstanbul Kart’ı validatörlere okutunca bazılarında ‘tanımsız kart’ derken, bazılarında ise bakiye düştüğü görülüyor” diye konuştu. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu konuyla ilgili kılını kıpırdatmadığını vurgulayan Köksal, “Durum bu kadar vahim. İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ESHOT’a bu kadar haksızlığa rağmen her türlü kolaylığı gösterdik. Bunları da kendileriyle paylaştık. Hiçbir şey yapmadılar. Hala bizi suçluyorlar. Hala hukuku aykırı yeni bir şey yapıyorlar. Biz dilekçeleri hazırlıyoruz. Hakkımızda yaptıkları suç duyurusu ile ilgili İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na hazırladığımız dilekçeleri Noter tespiti ile birlikte vereceğiz. Eskart ile İstanbul Kart’ın İzmir’de geçmesinin bizim ile hiçbir ilgili yok. Bizim Eskart ile bir çalışmamız olmadı. Aksine İzmirim Kart’ın dolaylı olarak ilişkisi var. İzmirim Kart’ın Eskart’ın işletmecisiyle yakın ilişkisi var” dedi. Yaşanan bu ilginç durumun zararları hakkında da bilgi veren Köksal, “Ben İstanbul Kart’ı İstanbul’da doldurdum. Gittim İzmir’de kullandım. İzmir ile İstanbul arasında herhangi bir bağlantı ya da muhasebe olmadığı için parayı İstanbul’da ödeyip İzmir’in otobüsünü kullanmış oldum. Burada İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin mali kaybı oluyor. Ayrıca sistemdeki arızanın devam ettiği anlaşılıyor” dedi. Gazetemizmir: 04 Temmuz 2015 – 09:11

Read more

Ve Twitter ‘o hesapları’ Kapatmaya Başladı!

Nisan 18, 2018

Anadolu Ajansı Twitter’ın TİB’in mahkeme kararıyla askıya alınmasını istediği hesapları kapatmaya başladığı haberini ‘flaş gelişme’ olarak geçti. Bu kapsamda Samsun’da C.K. adlı kadının ismi kullanılarak müstehcen içerikli yazı ve resimlere yer veren sahte hesabı askıya aldı. Ancak Av. Mehmet Ali Köksal bu işlemin Twitter açısından rutin bir durum olduğunu, dün, Twitter’a başvurarak 10 ayrı hesabı kapattırdıklarını söyledi. C.K’nın başvurusunu değerlendiren Samsun 2. Sulh Ceza Mahkemesi, ihlalin gerçekleştiği yayın, kısım ve bölümle sınırlı olarak içeriğe erişimin engellenmesine karar vermiş, kararı internet sağlayıcıları birliğine göndermek üzere TİB’e iletmişti. Twitter, bugün C.K’nın şikayetine konu hesabı askıya aldı. ‘RUTİN BİR UYGULAMA BU’ Bilişim Hukuku Uzmanı Av. Mehmet Ali Köksal, Samsun’da C.K. isimli kadının hesabının kaldırılmasının rutin bir işlem olduğuna işaret ederek “Özel hayatı ilgilendiren veya telif hakkı ihlali konularında Twitter zaten direk o hesabı kapatıyor. Bunun için mahkeme kararı dahi aranmıyor. Direk Twitter’a başvurulursa bu işlem yapılıyor. Biz büro olarak daha dün, Twitter’a başvurarak, 10 hesabı kapattırdık. Son 1.5 yılda 20-30 hesap kaldırttık” bilgisi verdi. Av. Köksal, Twitter’a erişim engelinin seçime kadar süreceği değerlendirmesi yaparak“Twitter’ın burada bir taviz verdiğini düşünmüyorum. Zaten rutin yaptığı bir işlem bu. Bu durum seçime kadar devam edecek gibi görünüyor. Üstelik 25 Mart söylentileri var…” şeklinde konuştu. TİB: TWITTER KARARLARA DUYARSIZ KALDI TİB’den yapılan açıklamada, Twitter’dan karara konu içeriğin kaldırılmasının istendiği ancak “Twitter’ın bu kararlara duyarsız kaldığı ve mahkeme kararlarını tanımadığı” belirtilerek, “Bu nedenle, vatandaşlarımızın ileride telafisi mümkün olmayacak mağduriyetlerinin önlenmesi için başka bir seçenek kalmadığından mahkeme kararları doğrultusunda Twitter’a erişimin engellenmesi tedbiri uygulanmıştır. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, hukuk devleti ilkesi çerçevesinde mahkeme kararlarını uygulamakla yükümlüdür” ifadesi kullanılmıştı. Açıklamada, yurt dışı merkezli söz konusu internet sitesinin, Türk mahkemelerinin kararlarına uyarak hukuka aykırı içerikleri çıkardığı takdirde, tedbir amaçlı uygulanan erişimin engellenmesine son verileceği bildirilmişti. Sosyal paylaşım sitesi Twitter’ın avukatı Gönenç Gürkaynak da TİB yetkilileriyle erişimin engellenmesine ilişkin mahkeme kararlarıyla ilgili görüşmüştü. ARINÇ: ‘TWITTER BU AKŞAMDAN AÇILMIŞ OLUR’ Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, dün akşam yaptığı açıklamada “Twitter şimdi mahkeme kararlarını uygularsa bizimkiler de onu açacaklar. Karşılıklı anlayış içinde belki bu akşamdan itibaren Twitter açılmış olur. Kimse merak etmesin” sözlerini kaydetmişti. Posta: 22 Mart 2014, Cumartesi 16:00

Read more

Çek-Senet Mafyasının Yeni Tetikçisi Hackerlar

Nisan 18, 2018

Sanal suçluların korkulu rüyası bilişim şube, kapılarını VATAN’a açtı. Bu ilginç tespit, İstanbul Bilişim Sistemleri ve Suçları Şubesi’nin müdürlerinden Burak Çekiç’e ait. 150 personeliyle birlikte hackerlar’a göz açtırmayan Çekiç, gelişen teknolojiyle birlikte yeraltı dünyasının çalışma yöntemlerinin de değiştini söylüyor: “Zorla senet imzalatma ve şantaj tarihe karışıyor, yeraltı örgütleri bilişim dünyasına kayıyor. Kara para aklamak, soygun veya düşmanlarına tuzak için hackerlarla anlaşma yapıyorlar. Zira, tek tuşla hesapları boşaltmak, silahlı soygundan daha kolay!” Teknoloji her geçen gün gelişirken, yaşantımızda daha fazla yer kaplamaya başlıyor. Artık faturalarımızı ödemek veya havale işlemleri için saatlerce banka kuyruklarında beklemek veya beğendiğimiz bir ürünü satın almak için mağazaya gitmeye ihtiyaç duymuyoruz. Her şey bir tık uzağımızda. Ancak bu yeni nesil teknoloji bir yandan hayatımızı kolaylaştırırken, bir yandan tehlikeleri de yanında barındırıyor. Kredi kartlarımızı veya banka hesaplarımızı gözüne kestiren birçok suçlu, görmediğimiz bir bilgisayarın karşısında bizi tuzağa düşürmek için uğraşıyor. Bu suçluların yakalanması için tıpkı bir cinayet soruşturmasını çözer gibi sanal izleri takip eden polisler ise, başarılı operasyonları ile hackerlara göz açtırmıyor. 2007 yılında 40 kişiyle kurulan İstanbul Bilişim Sistemleri ve Suçları Şube Müdürlüğü bugün 150 personeliyle birlikte siber alemdeki suçlularla savaşıyor. Bilişim Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü Emniyet Müdürlerinden Burak Çekiç, bilişim suçlarındaki gelişimi ve alınması gereken önlemleri VATAN için anlattı. Sanal alemi keşfettiler  İnternetin hemen bütün suçlarda kullanılabileceğini belirten Çekiç en fazla işlenen bilişim suçunun kişilerin hesaplarını ele geçirmek ve şirketlere ait bilgilerin çalınarak sistemlerin engellenmesi olduğunu açıkladı: “Eskisi gibi zorla senet imzalatma ve şantaj yavaş yavaş tarihe karışıyor ve yeraltı örgütleri bilişim dünyasına kayıyor. Gerçek anlamdaki suç örgütleri bunlar. Bu dünyayı keşfettiler. Kara para aklamak için ve düşmanlarını zarara uğratmak için hackerlarla anlaşma yapıyorlar. Kendi özel işlerini halletmek için hackerları kullanıyorlar. Bir tuşla bir gecede bir trilyon boşaltıyorlar. Silahlı soygundan daha kolay.” Onlar ‘siyah hackerlar’ “Hacker kimle çalışacağına kendisi karar verir. Çünkü altın yumurtlayan tavuktur o. Hiç bir zaman en alttakiyle muhatap olmaz. En üsttekiyle iletişim kurar. Bankalar da bu adamlara karşı önlem almaya çalışıyor. Bankaların, bazı banka sistemlerini hackleyen çok yetenekli suçlularla görüşüp ‘gelin beraber çalışalım’ diye teklifte bulunduklarını ancak onların kabul etmediklerini biliyorum. Çünkü birilerinin emri altında çalışır pozisyonda olmak işlerine gelmiyor. Ama buradakiler henüz genç. Yurt dışındaki eski hackerların bir müddet sonra taraf değiştirdiğine şahit olduk. Kaçarak bir yere varamayacaklarını anlıyorlar ve huzur arıyorlar.” 100 dolara hesap bilgisi “Hesap bilgilerinin alınıp satıldığı bir piyasa var. Yeraltı pazarı, yeraltı ekonomisi var. Hesabı kıran adam asla hesabı boşaltan adam değildir. Hackerlar sadece bilgiyi çalar. Hesabı boşaltanlar ise genellikle suç örgütleridir. Kademe kademe kişilerden oluşur bu iş. 100 dolara kredi kartı bilgisi satın alabiliyorsunuz. O hesap doluysa kardasınız. Boşsa zarardasınız.” Emniyetten altın uyarılar Annemizin kızlık soyadını dayımızdan buluyorlar! – Bilgisayarınıza antivirüs programı yükleyin. – Kullandığınız şifreler uzun ve karışık olmalı. Büyük harf, küçük harf ve sayı ve işaretlerden oluşturulmalı. – Kendi bilgisayarınız dışında bir bilgisayardan veya internet kafeden, internet banka hesabınıza girmeyin veya kredi kartı bilgilerinizi vermeniz gereken alışverişleri yapmayın. Wireles (kablosuz bağlantı) ile internete bağlandığınız durumlarda da bu ayırlar geçerli. -Atm cihazlarında işlem yaparken kart giriş haznesi içinde herhangi bir aparatın olup olmadığına bakın. Tuş takımı üzerinden sonradan yerleştirilmiş bir aparat veya yapışkanın olup olmadığını elinizle kontrol ediln. -Kafe ve restoranlarda kredi kartınızı asla garsona […]

Read more

EBSO’da ‘Kişisel Verilerin Korunması’ Tartışıldı

Nisan 18, 2018

 ► Avukat Mehmet Ali Köksal, “Artık veriler işlendikleri amaçla kısıtlı bir süre için saklanabilecek. Aksi takdirde veriyi silmeme suçunu işlemiş olursunuz.” dedi.  SELDA AK   Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), 7 Nisan 2016’da yayımlanarak yürürlüğe giren Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun kapsamında iş dünyasını ilgilendiren önemli değişiklikler hakkında üyelerine bilgilendirme toplantısı düzenledi. EBSO Yönetim Kurulu Üyesi ve Endüstri İlişkileri Çalışma Grubu Başkanı Ateş İlyas Demirkalkan’ın yönettiği toplantıda Avukat Mehmet Ali Köksal kişisel veri, işlenmesi, aktarılması, yükümlülükler, alınması gereken önlemler, veri sorumluları ve sorumlulukları, olası suç ve cezalar hakkında açıklamalarda bulunarak merak edilen soruları cevapladı. Yoğun katılımın olduğu toplantıda Dokuz Eylül Üniversitesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Öğretim Üyesi Yrd. Doç. İlke Gürsel ise, işverenlerin işçilerin kişisel verileriyle ilgili yükümlülükleri, iş başvurusu aşamasında kişisel verilerle ilgili sorunlar, işçiyi biyometrik, video, bilgisayar ve telefon gibi elektronik gözetlemedeki sorunlarla hukuki ve cezai sorumlulukları hakkında bilgi verdi. “Veriler işlendikleri amaçla kısıtlı bir süre saklanabilecek” Kanunun amacının kişisel verilerin işlenmesinde başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması olduğunu açıklayan Avukat Mehmet Ali Köksal, “Kişisel verilerin korunması kanunu çıkmadan önce bu kanunun ülkemizde en büyük eksiklik olduğunu söyleyen kişilerden biriydim. Kanun yeterli düzeyde koruma içermiyor. Ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti, herhangi birimizle ilgili bir mağduriyeti araştırırken yurtdışında bir ülkeden bilişim suçlarıyla ilgili bilgi istediğinde bu bilgi bize gelmiyor. Bundan sonra belki gelebilir. Çünkü kişisel verileri korumadığınız takdirde muhatabınız ülke bu bilgileri size göndermiyor. Bu kanun kısmi de olsa koruma getirdiği için bu bilgilerin gelmesine sebebiyet verebilir. Kişisel veriler ancak kanunda ve diğer kanunlarda öngörülen usul ve esaslara uygun olarak işlenebilir. Buna göre işlemezse hukuka aykırı veri işlenmiş oluyor. Hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun şekilde veri işleyeceksiniz. Artık veriler işlendikleri amaçla kısıtlı bir süre için saklanabilecek. Aksi takdirde veriyi silmeme suçunu işlemiş olursunuz. Kişisel verileri işlemek 8 şartta dayandırılacak. Bunlar; rıza, kanun, hayati tehlike, meşru amaç, sözleşme, hakkın tesisi, aleni ve hukuki yükümlülük.” diye konuştu. İlgili kişinin hakları Kişisel verilerin aktarılmasının da diğer işlemler gibi ancak açık rıza ile mümkün olduğunu belirten Köksal, “Verilerin yurtdışına aktarılması ilgilinin açık rızası ile ya da özel durumların gerçekleşmesi ve aktarılacak ülkede kişisel veriler kanununun sağlanması ile mümkündür. İlgili kişi, veri sorumlusuna başvurarak hangi amaçla verilerin işlendiğini, amaca uygun olarak kullanılıp kullanılmadığını, verilerin yurtiçinde ya da yurtdışında üçüncü kişilere aktarılıp aktarılmadığını sorabilir. Eğer veriler eksik ya da yanlış işlenmişse bunların düzeltilmesini veri sorumlusundan talep edinebilir. Şimdiye kadar birçok veri sızıntısından ilgili kişilerin haberi olmamıştı. Bu kanunla birlikte veri sızıntısı olduğunda ilgili kişiye bildirim yükümlülüğü geldi. Ama bu kanun veri sızıntısı olduğunda ilgili kişiye bilgilendirme yapılmalıdır diyor. Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilir. Verileri hukuka aykırı olarak başkasına veren kişi 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde konuştu. İşçi ve adayların kişisel verileri  İş başvurusunda bulunan aday ve işçilere ait kişisel veriler işlenirken başvurulan yöntemler ve sınırları hakkında açıklama yapan Dokuz Eylül Üniversitesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Öğretim Üyesi Yrd. Doç. İlke Gürsel ise, şöyle konuştu: “İlgilinin açık rızasını aldım diye süreç baştan sona kanuna uygun olmuyor. Adayınıza veya işçinize her türlü soruyu sormanız, testi yaptırmanız mümkün değil. Süreç bir bütün; veri güvenliğini sağlamanız gerekiyor. Kişisel kimliğe yönelik […]

Read more

Mehmet Ali Köksal : UBHK 2013’de Elektronik Para, Kişisel Verilerin Gizliliği, e-Ticaret Tartışıldı – 3

Nisan 18, 2018

Avukat Mehmet Ali Köksal : “Elektronik ticarette mobil ve güvenlik sistemleri çok önemli günümüzde elektronik ticareti çok hızlı gelişiyor. Türkiye’de en çok eksik olan hususlardan bir tanesi de bu güvenin tesis edilmesi. Çünkü güven tesis edilmediğinde elektronik ticaretteki hacim bir türlü yükselmiyor. İnsanlar “Ya peki ürünüm gelmezse ya da istediğim gibi bir ürün gelmezse?” diye tereddütler içerisindeler. Bu nasıl tesis edilecek bunu tartıştık daha çok konuya ilişkin uzmanlar ve elektronik ticaret sitesinin temsilcisi meslektaşımız, bu konudaki dernek temsilcisi, ilgili Yargıtay’daki temsilci, BKM yani bu elektronik ticaretteki en önemli altyapı sağlayıcısı şirket olarak hepsi bir aradaydı. Çok güzel öneriler oldu. Bu güven sağlanabilir. ” İzmir’de 3cüsü düzenlenen Uluslararası Bilişim Hukuku Konferansının içeriğini, konferansın düzenleme kurulu başkanı Avukat Mehmet Ali Köksal ile konuştuk. Bu söyleşinin ilk bölümünü Mehmet Ali Köksal : UBHK 2013 Konferans İçeriği Bu Sene Daha Zengindi – 1 ve ikinci bölümünü Mehmet Ali Köksal : UBHK’2013’de Arama Motorunun Hukuki Sorumluluğunu Tartıştık – 2 başlığı altında okuyabilirsiniz. turk-internet.com: Çalıştay tarafında Kişisel Gizlilik konusunda tartışmalar yaşanmış.. Mehmet Ali Köksal: Evet, Sağlıkta kişisel verilerin korunması çalıştayında ben oranın katılımcısı değilim ama etkinliğin organizasyonunu yürüttüğüm için bütün salonlarla ilgili bilgileri de doğal olarak topladım. Sağlıkta Kişisel Veriler Çalıştayı’nda Sağlık Bakanlığı’nı temsilen gelen kişi ile akademisyen arkadaşlar arasında ciddi bir tartışma çıkmış çünkü Sağlık Bakanlığı kendi yasasındaki hükümlerini savunup bunların arkasında dururken, akademisyenler de kişisel verilerin korunmasına ilişkin Avrupa Birliği direktifindeki normları savunarak bunun yanlış olduğunu söylüyorlar. En önemli kurum şu anda Sağlık Bakanlığı, çünkü Sağlık Bakanlığı temsilcisinin söylediği gibi, Türkiye’de en çok kişisel veriler işleyen kurum Sağlık Bakanlığı. O zaman doğal olarak Sağlık Bakanlığı’ndaki kişisel verinin özellikle düzenlenmesi gerekiyor. Bunun başka bir boyutu var, kişisel veri koruma boyutu var. Sağlık verileri hassas kişisel verileridir. Düşünebiliyor musunuz, örneğin Başbakanın ya da ana muhalefet liderinin sağlık bilgileri şu an bakanlıktaki, yani vatandaş olarak hepimizin ama o kişilerinki de bu yasa kapsamında toplanabiliyor. Bunlar nasıl korunacak? Bu ülke şu sorunu yaşadı: bir alışveriş mağazalar zincirinin kredi kartlarımızı kaydetmesi onun çok basit bir şekilde diskin satılması gibi bir sorundan dolayı bu veri ifşa olması sorunu yaşadık. Yarın bozulan bir diskin nereye geleceği konusunda hangi önlemi var Sağlık Bakanlığı’nın ya da kamu kurumlarımızın ki bunu söyleyebiliyoruz? Bu yüzden dediğimiz gibi bu konu çok önemli ve tartışılması gerekiyor. turk-internet.com: Konferansa sanki bir iyilik yapar gibi, tam elektronik ticarette mobil ödeme yöntemleri elektronik para konuşulduğu günün akşamı resmi gazetede bununla ilgili kanun yayımlandı, ne tesadüftür ki. Biraz da onu konuşalım. Mehmet Ali Köksal: Demek ki bizim danışma kurullarımız iyi çalışmış. Gündemi iyi yakalamışız, yani biraz önce konuştuğumuz konunun üstüne bu konu hatta bu uluslar arası siber güvenlik oturumu, yani Ulaştırma Bakanlığı da bir hafta önce o birimle ilgili lansmanını yaptı. Hatta etkinlikte yapılacak mı tartışması bile oldu. Yani o anlamda danışma kurulumuzu ve bu önerileri getiren tüm arkadaşlarımızı tebrik ediyorum. Elektronik ticarette mobil ve güvenlik sistemleri çok önemli günümüzde elektronik ticareti çok hızlı gelişiyor. Türkiye’de en çok eksik olan hususlardan bir tanesi de bu güvenin tesis edilmesi. Çünkü güven tesis edilmediğinde elektronik ticaretteki hacim bir türlü yükselmiyor. İnsanlar “Ya peki ürünüm gelmezse ya da istediğim gibi bir ürün gelmezse?” diye tereddütler içerisindeler. Bu nasıl tesis edilecek bunu tartıştık daha çok konuya ilişkin uzmanlar ve elektronik ticaret […]

Read more

Kişisel Verilerin Önemi

Nisan 18, 2018

Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun ile ilgili açıklamalarda bulunan Avukat Mehmet Ali Köksal, “Kanun yeterli düzeyde koruma içermiyor. Artık veriler işlendikleri amaçla kısıtlı bir süre için saklanabilecek” dedi Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), 7 Nisan 2016’da yayımlanarak yürürlüğe giren Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun kapsamında iş dünyasını ilgilendiren önemli değişiklikler hakkında üyelerine bilgilendirme toplantısı düzenledi. EBSO Yönetim Kurulu Üyesi ve Endüstri İlişkileri Çalışma Grubu Başkanı Ateş İlyas Demirkalkan’ın yönettiği toplantıda Avukat Mehmet Ali Köksal kişisel veri, işlenmesi, aktarılması, yükümlülükler, alınması gereken önlemler, veri sorumluları ve sorumlulukları, olası suç ve cezalar hakkında açıklamalarda bulundu. Dokuz Eylül Üniversitesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Öğretim Üyesi Yrd.Doç. İlke Gürsel ise, işverenlerin işçilerin kişisel verileriyle ilgili yükümlülükleri, iş başvurusu aşamasında kişisel verilerle ilgili sorunlar, işçiyi biyometrik, video, bilgisayar ve telefon gibi elektronik gözetlemedeki sorunlarla hukuki ve cezai sorumlulukları anlattı. “BUNDAN SONRA BİLGİ GELEBİLİR” Kanunun amacının kişisel verilerin işlenmesinde başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması olduğunu dile getiren Avukat Mehmet Ali Köksal, “Kişisel verilerin korunması kanunu çıkmadan önce bu kanunun ülkemizde en büyük eksiklik olduğunu söyleyen kişilerden biriydim. Kanun yeterli düzeyde koruma içermiyor. Ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti, herhangi birimizle ilgili bir mağduriyeti araştırırken yurtdışında bir ülkeden bilişim suçlarıyla ilgili bilgi istediğinde bu bilgi bize gelmiyor. Bundan sonra belki gelebilir. Çünkü kişisel verileri korumadığınız takdirde muhatabınız ülke bu bilgileri size göndermiyor. Bu kanun kısmı de olsa koruma getirdiği için bu bilgilerin gelmesine sebebiyet verebilir. Kişisel veriler ancak kanunda ve diğer kanunlarda öngörülen usul ve esaslara uygun olarak işlenebilir. Buna göre işlemezse hukuka aykırı veri işlenmiş oluyor. Hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun şekilde veri işleyeceksiniz. Artık veriler işlendikleri amaçla kısıtlı bir süre için saklanabilecek. Aksi takdirde veriyi silmeme suçunu işlemiş olursunuz. Kişisel verileri işlemek 8 şartta dayandırılacak. Bunlar; rıza, kanun, hayati tehlike, meşru amaç, sözleşme, hakkın tesisi, aleni ve hukuki yükümlülük” dedi. İLGİLİ KİŞİNİN HAKLARI Kişisel verilerin aktarılmasının da diğer işlemler gibi ancak açık rıza ile mümkün olduğunu ifade eden Köksal, “Verilerin yurtdışına aktarılması ilgilinin açık rızası ile ya da özel durumların gerçekleşmesi ve aktarılacak ülkede KVK’nın sağlanması ile mümkündür. İlgili kişi, veri sorumlusuna başvurarak hangi amaçla verilerin işlendiğini, amaca uygun olarak kullanılıp kullanılmadığını, verilerin yurtiçinde ya da yurtdışında üçüncü kişilere aktarılıp aktarılmadığını sorabilir. Eğer veriler eksik ya da yanlış işlenmişse bunların düzeltilmesini veri sorumlusundan talep edinebilir. Şimdiye kadar birçok veri sızıntısından ilgili kişilerin haberi olmamıştı. Bu kanunla birlikte veri sızıntısı olduğunda ilgili kişiye bildirim yükümlülüğü geldi. Ama bu kanun veri sızıntısı olduğunda ilgili kişiye bilgilendirme yapılmalıdır diyor. Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilir. Verileri hukuka aykırı olarak başkasına veren kişi 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” ifadelerini kullandı. İŞÇİ VE ADAYLARA AİT KİŞİSEL VERİLER İş başvurusunda bulunan aday ve işçilere ait kişisel veriler işlenirken başvurulan yöntemler ve sınırları hakkında konuşan Dokuz Eylül Üniversitesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Öğretim Üyesi Yrd. Doç. İlke Gürsel ise şunları söyledi: “ilgilinin açık rızasını aldım diye süreç baştan sonra kanuna uygun olmuyor. Adayınıza veya işçinize her türlü soruyu sormanız, testi yaptırmanız mümkün değil. Süreç bir bütün; veri güvenliğini sağlamanız gerekiyor. Kişisel kimliğe yönelik sorular sorulabilir. Bunlar geçerli sorulardır. Her türlü adaydan TC kimlik […]

Read more

Şirketler Veri Merkezlerini Türkiye’ye Taşır mı?

Nisan 18, 2018

Hükümet kanadından gelen açıklamalarla Google, Facebook gibi şirketler ‘Türkiye’ye veri merkezi kurar mı’ tartışması başladı. Veri merkezleri Türkiye’ye taşınırsa internet hızlanacak. Ancak uzmanlara göre internet devlerinin Türkiye’ye veri merkezi kurması uzak bir ihtimal. Türkiye Google, Facebook ve Yahoo gibi devlerin veri merkezlerini Türkiye’ye taşıyıp taşımayacaklarını tartışıyor… Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, veri merkezlerinin Türkiye’de toplanacağını belirtmişti. Başbakan Binali Yıldırım dün Bilişim Zirvesi’nde yaptığı konuşmada bu konuya açıklık getirdi. Başbakan Yıldırım teknoloji ve bilişim şirketlerinin veri merkezlerini Türkiye’de kurma çağrısı yaparken bu konuda bazı teşvikler hazırladıklarını söyledi. ŞİRKETLERE VERİ MERKEZİ ÇAĞRISI Başbakan Yıldırım konuşmasında “Enerji desteğine varıncaya kadar her türlü desteği veri merkezi kurulması için çok özendirici bir teşvik paketini yürürlüğe koyduk. Hayırlı olsun. Şimdi firmalardan beklediğimiz, bu veri merkezlerinin kurulması. Bunu bir ticari kazanç olarak görmüyoruz. Bilgi güvenliğine, stratejik bilgi hedeflerine de hizmet edecektir. Bu tür merkezler, bölgenin bütün verilerinin ülkemiz üzerinden trafiğinin sağlanmasına katkı sağlayacak. Ülkemizde üretilen ve ülkemiz üzerinden taşınan bilgilerin ülkemizde kalmasına vesile olacak” dedi. Yıldırım Google, Youtube gibi büyük internet platformlarının verilerinin de bu merkezlerinde  muhafaza edilmesine için bir fırsat oluşacağını söyledi. ‘İNTERNET HIZLANIR AMA…’ Bilişim uzmanı avukat Mehmet Ali Köksal dev sitelerin sunucularını Türkiye’ye taşıması durumunda bu sitelere erişimin hızlanacağını belirtti. Fakat Köksal büyük internet sitelerinin server’larını Türkiye’ye taşıyacağını düşünmediğini ifade etti. Köksal, “Yabancı şirketler Türkiye için bu yatırımı niye yapsın. Anlamı yok. Büyük şirketler öngörülebilir düzenlemelerin ve ortamların olduğu ülkelere yatırım yaparlar” diye konuştu. ‘İÇERİK ENGELLEMEK İÇİN BASKI ORTAMI OLUŞABİLİR’ Köksal Türkiye’nin bant genişliği anlamadında çektiği sıkıntıların servar’ların taşınmasıyla bir nebze aşılabileceğini belirterek içeriklerin yayından kaldırılması noktasında bu hamlenin etkilerini şöyle yorumladı: Eğer bu merkezler Türkiye’de kurulursa internet trafiği rahatlayacak. Hükümet açısından da uygun bir strateji çünkü internet trafiğini Türkiye içinde tutacaklar. Fakat içeriklerin engellenmesi noktasında bu şirkelere baskı yapılabilir. Türkiye karşısında içeriklerin engellenmesi konusunda direkt bir muhattap bulacak” dedi. KİMİN VERİ MERKEZİ NEREDE? Bünyesinde video sitesi Youtube’u da bulunduran internet devi Google’ın dünya genelinde 15 veri merkezi bulunuyor. Bu veri merkezlerinden 8 tanesi ABD’de, birer tanesi de Hollanda, Belçika, İrlanda, Finlandiya, Şili, Tayvan ve Singapur’da bulunuyor. Facebook’un ise ABD’de 3, Singapur ve İsveç’te ise birer veri merkezleri bulunuyor. Facebook ABD ve İralnda’ya 3 yeni veri merkezi daha inşa ediyor. sozcu.com: 15:02 23 Kasım 2016

Read more

“T.C. Kanunları Twitter’ı Bağlamaz”

Nisan 18, 2018

ÖZEL RÖPORTAJ: Kübra PAR / HT GAZETE FOTOĞRAFLAR: Ece OĞULTÜRK TÜRKİYE’den Twitter’a erişimin engellenmesi dünya gündemine bomba gibi düştü. Yasaklamanın ilk gününde DNS ve VPN üzerinden erişim mümkün olduğu için yasaklamanın etkisizliğine dikkat çekildi fakat dünden itibaren DNS üzerinden erişim de kapatıldı. Peki, bundan sonra neler olacak? VPN üzerinden erişim de engellenebilir mi? DNS ve VPN yasaklarının genel internet kullanımına etkisi ne olur? Cumhurbaşkanı Gül’ün öne sürdüğü gibi kapatma kararı kanuna aykırı mı? Kafamızı karıştıran pek çok soruyu bilişim hukuku uzmanları Avukat Mehmet Ali Köksal ve Avukat Burçak Ünsal’a sordum. Bilişim Hukuku uzmanı Av. Mehmet Ali KÖKSAL: “VPN’LER DE ENGELLENİRSE, BAŞTA BANKACILIK OLMAK ÜZERE CİDDİ SORUNLAR ÇIKAR” Twitter’a DNS üzerinden erişim engellendi. VPN’in de engellenebileceği konuşuluyor. Sonuçları ne olur? DNS ya da VPN sadece Twitter’a girmek için kullanılmıyor. Bugüne kadar pek çok firma teknik nedenlerle farklı DNS’leri ayarlamışlardı. Şimdi sistemlerini yeniden düzenlemek zorunda kalacaklar. Ne derece etkilendiğini bugün daha net göreceğiz. Bu yetmezmiş gibi bir de VPN ile ilgili engellemeler başlarsa durum daha vahim olur. VPN’leri engellemek teknik olarak mümkün mü? Elbette mümkün. En yaygın kullanılan VPN’lerin IP numaralarının Türkiye’den çıkışını engellerseniz o VPN’lere erişim mümkün olmaz. IP üzerinden ya da başka bir yolla VPN üzerinden erişim engellenirse başta banka ve finans sistemleri olmak üzere birçok kurumsal network’te çok ciddi sorunlar yaşanır. O VPN sistemlerini ticari olarak satın alıp kullanan firmalar da erişemez. Bankalar kurdukları sisteme kısmen ya da tamamen etkilenebilir. Bazı bankaların yurt dışı şubeleri de var. İş çok karmaşık hale gelebilir. Çalışanlar iş maillerine ya da kurumsal sistemlere erişimde sorun yaşayabilir. DNS’i nasıl engellediler? Hukuki dayanağı var mıydı? DNS’in engellenmesine gerekçe olarak Binali Yıldırım’ın Başvurusu üzerine Anadolu 5. Sulh Ceza Mahkemesi’nin verdiği karar gösteriliyor. O kararda ne Twitter.com’un engellenmesi var ne de Twitter’a girilecek yolların tümden yasaklanması yönünde yorumlanacak bir ibare var. O URL’yi engellemek için tüm Twitter’ı kapattılar. URL bazında engellemenin teknik altyapı hazır olmadığı için mi hepten kapattılar? O zaman var olan yasayı neden değiştirdiler? Gerekli yatırımların yapılmadığını söylemiştik… İnsanlar zaten alternatif yollardan giriyor. Böyle bir saçmalık olmaz. Bu tam anlamıyla haberleşme özgürlüğünün ihlalidir. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Twitter’ın kapatılması kanunen mümkün değil dedi. Ne demek istedi? Yasayı zaten site kapatmalara karşı değiştirdiklerini söylediler. Ama yasada “gerekli görüldüğü hallerde alternatif erişim yollarını engelleyici tedbirlerin alınacağı” yazılı değil mi? Kim gerek görüyor? Bunun için ayrıca mahkeme kararı olması gerekir, TİB Başkanı’nın böyle bir yetkisi yok. Mahkeme kararını uygulamada tereddüde düşülen yerlerde hâkimden izahat istenir. ‘SES KAYDI YAYINLAYAN HESAPLAR KAPATILABİLİR’ Türk hükümeti talep ettiği halde Twitter IP’lerin kime ait olduğunu bildirmek zorunda mı?  Neden bildirsin? Türkiye’nin ilgili suçlarda istediği bilgileri alamamasının temel nedeni Uluslararası Siber Suç Sözleşmesi’ni imzalamasına rağmen gerekli uyum yasasını çıkarmamış olması. Başka ülkeler TC vatandaşlarını ilgilendiren bir bilgi istese Türkiye kendi iç hukukuna ve uluslar arası sözleşmelere bakar. Twitter da ABD yasalarına ve Uluslararası anlaşmalara bakıyor ama Türkiye’de gerekli uyum yasası yok. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenleme yapılmadıkça sorun çözülmez. Twitter dize geldi, talep edilen hesapları kapatmaya başladı” haberlerine neden itiraz ettiniz? Rastlantı eseri Twitter kapatılmadan bir gün önce marka ihlali nedeniyle 10’a yakın Twitter hesabını şikâyet ettik, bir gün içinde kapattılar. Son iki yılda 30’a yakın hesabı kapattırdık. Yani Twitter’ın gelen talepleri kabul etmemesi söz […]

Read more

Türkiye Twitter’ın Kurucusu Jack Dorsey’i Hapse Atar mı?

Nisan 18, 2018

Türkiye’nin Twitter’a kestiği 150 bin TL’lik cezayı tebligat süresi geçmesine rağmen ödenmedi. Bilişim Uzmanı Hukukçu Mehmet Ali Köksal’a göre ceza için Türkiye, ABD’li makamlardan destek isteyebilir. Köksal’a göre eğer ceza uzun bir süre daha ödenmezse Twitter yetkilileri hakkında Türkiye’de hapis cezası kararı çıkarılabilir. Twitter’ın kurucusu Jack Dorsey ise şirketin CEO’su olarak görev yapıyor. Türkiye Twitter’a ‘terör propagandası’ yapılan içerikleri kaldırmadığı gerekçesiyle 150 bin TL para cezası kesmişti. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım ise Twitter’ın bu cezayı ödemediğini ve borç için tebligat süresinin de dolduğunu ifade etti. Peki ya bundan sonraki süreçte ne olacak? Bilişim hukuku uzmanı Av. Mehmet Ali Köksal ABD’nin ödenmeyen ceza için Türkiye adına harekete geçebileceğini belirtti. Köksal aynı zamanda Türkiye’de Twitter yöneticileri hakkında da borç yüzünden hapis cezası çıkarılabileceğini söyledi. Köksal sözlerine şöyle devam etti: Eğer Türkiye ile ABD arasında ikili bir anlaşma varsa ve anılan konu da bu anlaşma kapsamına giriyorsa Türk makamlar ABD’den bu konuda yardım isteyebilir. ABD tarafı, söz konusu alacağın tahsili için Türkiye adına harekete geçer. Ancak, ABD tarafı, harekete geçmeden önce, söz konusu talep ikili anlaşma çerçevesine girmiyor veya ilgili kişi veya firmanın haklarının ihlal edildiği yönünde bir değerlendirmeye giderse Türkiye’nin talebini geri çevirir. Öte yandan, ödeme yapmayan Twitter’ın Türkiye’de varsa varlığı veya üçüncü kişilerden bir alacağı, ödeme emrini göndererek bu tahsilatı yapar. Bu yolla da tahsilat yapılmazsa Türkiye tarafı Twitter’ın yetkilileri hakkında tazyik hapsi çıkarabilir. Ve bu kişi veya kişiler Türkiye’ye giriş yaptıklarında bu ceza önlerine çıkar. Bu kişi, şirketinin varlığının söz konusu alacağı ödemeye yeter güçte olduğunu beyan ettiği anda bu ceza ortadan kalkar. Hürriyet : 06.01.2016 – 16:31

Read more

Bitcoin Dolandırıcılığı, Cloud Mining ve Ponzi Siteler

Ocak 18, 2018

On yıla yakındır sanal dünyada dolaşımda olan, ancak özellikle son birkaç yıldır hemen herkesin hayatına girmiş bulunan bitcoin, merkezi olmayan bir finansal güç olarak, para piyasalarını, global ölçekli bankaları ve dolayısıyla büyük çaplı merkezi finans otoritelerini korkuturken, yeni bir teknoloji olarak milyonlarca kişi için heyecan yarattı. Bu yazımızda, bitcoin ve cloud mining (bulut madenciliği) üzerinden yapılan dolandırıcılık eylemlerinden bahsedeceğimizden, öncelikle kısaca bitcoin ve bulut madenciliğinin üzerinde durmamız gerekiyor. Bitcoin, en genel şekliyle, herhangi bir kuruma, ülkeye veya kişiye bağlı olmayan (ve bağlı hale de getirilemeyen), dolayısıyla fiziki evrende herhangi bir parasal karşılığı olmamakla birlikte ülkelerin para birimleriyle alınıp satılabilen, herhangi bir üçüncü parti hizmetine aracıya gerek kalmaksızın doğrudan transfer edilebilen bir dijital para birimidir. Bitcoinler, esasen matematiksel algoritmalar olup, herhangi bir merkeze bağlı olmaksızın, A noktasından B noktasına dijital para transferi yapılabilmesini sağlar. Bitcoin transferi için herhangi bir aracı veya komisyoncuya ihtiyaç olmadığı gibi, bu sebeple transfer masrafları da düşüktür. Bitcoin, açık kaynak kodla yazıldığından herkese açıktır, dolayısıyla sistem sahibi “bitcoin kullanan herkes” şeklinde formüle edilebilir. Bitcoinler, “miner” yani madenci denilen bir programla üretilir, bitcoin sahibi olacak kişiler de doğrudan “mining” işlemi yaparak bitcoin üretip kazanabileceği gibi, mining ile üretilen bitcoin (veya altcoinleri) borsalardan satın alma yoluna da gidebilirler. Sahip olunan bitcoinler, her kullanıcının sahip olduğu dijital cüzdanlarda saklanır, sonrasında dilenen para birimine dönüştürülebilir. Bitcoin transferi, yalnızca kullanıcıya ait, eşi olmayan bir imza ile imzalanır. Örneğin, A noktasındaki bir bitcoin B noktasına gitmek için, size özel olan (söz gelimi “2dskjuh7tgdlk89ghdmnashusn” gibi) bir adres üzerinden gönderilir. Her kullanıcının az önceki gibi iki ayrı adresi bulunur. Bu adreslerden birisi kullanıcıya özel adrestir ve kimseyle paylaşılmaz, diğeri ise alım satım için kullanılan adrestir. Kullanıcı, örneğin borsadaki bitcoinini dijital cüzdanına aktarmak istiyorsa, cüzdan hesabına giriş yaparak kendisine verilen adresi alıcı kısmına yazar ve gönderilecek miktarı seçer, böylece seçilen miktar borsadan dijital cüzdana kolayca transfer edilir. Bitcoinlerin altcoinlere, yani farklı kripto para türlerine dönüştürülmesi de mümkündür. Bitcoin (btc), dediğimiz gibi, şifrelenmiş bir kod dizinini kullanan sanal para biriminden ibarettir. Ancak bu alana ilginin artması ile bitcoin üretmek (mining) için gereken karmaşık bitcoin algoritmalarının çözülmesi zorlaşmış ve maliyetler artmış, bu durum da farklı coin türevlerinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Farklı algoritma yapısına sahip olan yeni şifrelenmiş para birimlerine de altcoin denilmektedir. Bunlar da bir tür bitcoin benzeri şifrelenmiş para birimleridir. Bitcoin yüksek seviyede bir zorlukta madencilikle (mining) üretildiğinden, madencilik açısından zorluk seviyesi daha düşük olan ve bu nedenle daha kolay üretilen altcoinlere ilgi artmış ve bu coinler de borsalarda ciddi anlamda ilgi ve değer görür hale gelmiştir. Dolayısıyla, coin borsalarında işlem gören bu altcoinler o anki kura göre bitcoine dönüştürülebileceği gibi, bitcoinlerin altcoinlere dönüştürülebilmesi de mümkündür. Yukarıda değindiğimiz gibi, bitcoin üretim işine kısaca “madencilik” (mining) adı verilir. Bitcoin madenciliği, hem ciddi teknik bilgi birikimine, hem de iyi bir bilgisayar sistemine sahip olmayı gerektiren, teknik açıdan zor bir yöntemdir. Bu nedenle, bitcoin sahiplerinin büyük çoğunluğu, bitcoinleri coin borsalarından edinmekte ve bu şekilde bitcoinleri bir yatırım aracı olarak kullanmaktadırlar. Zira, bitcoin madenciliği, kişinin bilgisayar sistemine ait özel donanımlar ile yapılabilmektedir. İlk dönemde işlemci (CPU) ile yapılan bitcoin madenciliği, zamanla kendinden en az 100 kat daha hızlı çalışabilen ekran kartları (GPU) ile yapılabilir duruma gelmiştir. Bu işlemi yapan kişiler, […]

Read more

Penetrasyon Testlerinin (Pentestlerin) Hukuki Durumu ve Zararlı Yazılımlar

Kasım 6, 2017

PENETRASYON TESTLERİNİN (PENTESTLERİN) HUKUKİ DURUMU VE ZARARLI YAZILIMLAR (TCK m. 245/A) Türk Ceza Kanunu’nda bilişim suçları, 243 ilâ 246. maddeler arasında düzenlenmiş olup, bunlar özetle; bilişim sistemine yetkisiz erişim, bilişim sistemine veya sistemdeki verilere müdahale ile banka ve kredi kartları ile ilgili suçlardır. Ancak, 24.03.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6698 sy. değişiklik kanunu ile, Türk Ceza Kanunu’na yeni bilişim suçları eklenmiştir. Bu suçlardan birisi de, ‘Yasak Cihaz ve Programlar’ adı ile Kanuna eklenen TCK m. 245/A maddesidir. Bu yeni suç tipi kanunda şu şekilde düzenlenmiştir: “Bir cihazın, bilgisayar programının, şifrenin veya sair güvenlik kodunun; münhasıran bu Bölümde yer alan suçlar ile bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenebilen diğer suçların işlenmesi için yapılması veya oluşturulması durumunda, bunları imal eden, ithal eden, sevk eden, nakleden, depolayan, kabul eden, satan, satışa arz eden, satın alan, başkalarına veren veya bulunduran kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.” Görüldüğü üzere, kanun koyucu bu düzenleme ile, TCK’da yer alan bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme, bu sistemin işleyişini engelleme veya sistemdeki verilere müdahale etme (yok etme, bozma, veri alma, verileri başka yere nakletme vb.), banka ve kredi kartlarına kartlarının kötüye kullanılması eylemlerini yahut bilişim vasıtalı diğer suçları işlemek amacıyla cihaz ve program imal edilmesi, alınması, depolanması, satılması, satın alınması, başkasına verilmesi veya bulundurulması gibi eylemleri suç kapsamına almış ve bunlara ciddi cezalar öngörmüştür. Özellikle son yıllarda, crack, keylogger, trojan vb. hacking yazılımlarının İnternet üzerinden son derece kolay bir biçimde paylaşılması, temin edilmesi, kullanılması ve bu nedenle siber suçluluğun sayısal olarak katlanarak artması dolayısıyla, bu suçlulukla mücadele için, bahsi geçen kötücül yazılımların imal edilip yayılmasını önleyici ceza normlarının düzenlenmesinde herhangi bir sorun yoktur. Ne var ki, madde metninin suç teşkil eden davranışları çok geniş kapsamlı olarak düzenlemesi nedeniyle, maddenin uygulanmasında birçok sorun ve tartışmayla karşılaşılması muhtemeldir. Burada en çok tartışma yaratacak hususlardan birisi, hemen her bilişim firmasının yaptığı “pentest” adı da verilen penetrasyon (sızma) testleridir. Bilindiği üzere, bu testler, müşteriler tarafından belirlenen bilişim sistemlerine mümkün olabilecek her yolun denenerek sızma çalışma çalışması veya DoS yahut DDoS saldırıları yapılmasını kapsamaktadır. Testin yapılmasındaki amaç, müşterinin bilişim sistemindeki güvenlik açığını bulmak olduğu kadar, bulunan açıkların değerlendirilip sorunun çözülmesi ve sistemlere yetkili erişimler elde edilebilmesinin sağlanmasıdır. Bir başka deyişle, pentestler ile, belirlenen veya belirsiz zamanlarda sisteme “tatbikat” mahiyetinde saldırılar yapılmakta ve bu şekilde sistemin güvenlik açıklarının tespit edilip kapatılması sağlanmaktadır. Pentest ile ilgili yazılımları birçok firma imal etmekte, bulundurmakta, depolamakta ve satın almaktadır. Elbette, bu testler, pentest yapacak güvenlik firması ile sistemine “saldırı” yapılacak müşteri arasındaki sözleşme kapsamında yapıldığından ve firmaya bununla ilgili yetki verildiğinden, sisteme yetki kapsamında girildiği veya saldırıldığı için hukuka aykırılık ortadan kalkacaktır. Zira, TCK m. 245/A maddesine bakıldığında, suçun söz konusu olabilmesi için, “münhasıran bu bölümde (TCK m. 243-246) yer alan suçlar ile bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenebilen diğer suçların işlenmesi için” gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla bu suçun vücut bulması için, yazılım veya cihazları üreten, satan, satın alan ve bulunduran kişilerin, bu eylemlerini TCK m. 243-246’da öngörülen suçları işlemek için gerçekleştirmeleri zorunludur. Fail bu amacı taşımıyorsa, suçun manevi unsuru olan “kasıt” söz konusu olmadığından, herhangi bir suçtan da bahsedilemeyecektir. Bu nedenle, pentest yapan firmalar, müşterilerden aldıkları yetki ile bu eylemi […]

Read more