Bir Haktan Doğan Yükümlülük: Markanın Kullanımı Yükümlülüğü

Ağustos 16, 2018

Tescil edilmiş bir marka sahibine geniş yetkiler ve inhisari haklar tanıdığı gibi bir takım yükümlülükler de yükler. Bu yükümlülüklerden en önemlisi Sınai Mülkiyet Kanunu (‘’SMK’’) kapsamında düzenlenen ‘’Markanın Kullanılmaması Yükümlülüğü’’dür. SMK 9. maddesi kapsamında; markanın kullanılmasının şartları ve markanın kullanılması olarak değerlendirilebilecek haller sayılmıştır. SMK 26. madde ise söz konusu yükümlülüğün ihlali halinde uygulanacak olan ‘Markanın İptali’ yaptırımı düzenlenmiştir. Söz konusu maddeler kapsamında, “Markanın tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde haklı bir sebep olmadan marka sahibi tarafından markanın Türkiye’de ciddi bir biçimde kullanmaması ya da kullanımına beş yıl süreyle kesintisiz ara verilmesi” markanın iptali sebebidir. ‘’Markanın kullanılmaması’’tanımından anlaşılması gereken; Markanın SMK 9. madde kapsamında ve SMK 9. maddeye uygun olarak kullanılmamasıdır. Söz konusu madde uyarınca, markanın kullanılıyor olarak nitelendirilmesi için; Markanın sahibi tarafından kullanılması, Markanın tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından kullanılması, Haklı sebep olmadan beş yıldan fazla ara verilmemesi, Türkiye’de kullanılması ve Markanın ciddi bir biçimde kullanılması şartları aranmaktadır. SMK kapsamında markanın kullanılmış olması için fiziki olarak mal üzerine konulmuş olması şart değildir. Örneğin markanın, tescil edildiği mal ve hizmet grubuyla ilgili olarak faturalarda ve medya vasıtasıyla yapılan tanıtımlarda kullanılması da yeterli olacaktır. Belirtmek gerekir ki; markanın tescil edildiği mal veya hizmet gruplarından bir kısmı için kullanılması, diğer tescil edildiği mal veya hizmetlerinin kullanıldığı anlamına gelmeyecek ve diğer tescil sınıfları için kullanım koşulunu gerçekleştirmeyecektir. Yukarıda sayılan hallere aykırı gözüken, fakat SMK 9 kapsamında Markayı kullanma olarak kabul edilen istisna haller ise; ayırt edici karakteri değiştirilmeden farklı unsurlarla kullanılması sadece ihracat amacıyla mal veya ambalajlarında kullanılması marka sahibinin izni ile 3. kişilerce kullanılması, olarak belirtilmiştir. ‘’Markanın ayırt edici karakteri değiştirilmeden farklı unsurlarla kullanılması’’tabirinden anlaşılması gereken; Markanın farklı renklerle, şekillerle veya farklı boyutlarda yahut önemsiz eklemeler ya da eksiltmelerle kullanımıdır. Öyleyse, Markanın sahip olduğu işaretlerin üzerinde ayırt edici karekterinin muhafaza edilmesi ve tüketici anlayışında farklı bir marka olduğu düşüncesi yaratmaması şartlarıyla farklı unsurlar ekleyip veya eksilterek kullanılması SMK 9/2-a çerçevesinde mümkündür. Her ne kadar, markanın Türkiye’de kullanılması şartı olsa da, SMK 9/2-b maddesi uyarınca, ‘’ihracatta kullanılan markanın mal veya ambalajında kullanılması’’halinde de Markanın kullanımdan söz edilir. Böyle bir durumda,markalı ürün ya da hizmetin iç piyasaya sunulmuş olması gerekmemekte olup, ihracata konu olan işbu Markanın SMK kapsamında ciddi bir biçimde kullanılıyor olması şartı aranmaktadır. Burada önemli olan husus; ihraç edilen mal veya hizmetlere ilişkin Markanın mal veya ambalaj üzerine konulması işlemi Türkiye’yi terk etmeden önce yapılmış olması gerekliliğidir. Zira, söz konusu hüküm kapsamında değerlendirme yapılabilmesi için, markanın somut olarak kullanımı ülke sınırları içinde başlamış olması gerekmektedir. Türkiye’de üretilip yurtdışına ihraç edilen mal ülke sınırları dışında markalanırsa bu şart gerçekleşmiş sayılmayacak ve SMK 9/2-b kapsamında markanın kullanımı olarak kabul edilmeyecektir. Tescilli markaların kullanılmasında esas olan markanın sahibi tarafından kullanılmasıdır. Ancak bu kurala SMK 9/3 hükmü uyarınca bir istisna getirilmiş veMarka Sahibinin izni ile markanın üçüncü bir kişi tarafından kullanılmasına imkan sağlanmıştır. Ancak; üçüncü kişinin, Marka sahibinin izni dahilinde markayı kullanmasının bu madde kapsamında değerlendirilebilmesi için, üçüncü kişinin markanın kullanımını ciddi ve işlevine uygun bir şekilde yapması şartı aranmaktadır.

Read more

Nörobilim, Hukuk ve Ötesi Uluslararası Kongresi MEF Üniversitesi’nin Ev Sahipliğinde Gerçekleştirildi

Ağustos 9, 2018

MEF Üniversitesi’nin düzenlemiş olduğu “Hukuk, Nörobilim ve Ötesi” başlıklı Kongre’de hukuk, nörobilim ve psikoloji disiplinleri arasındaki ilişki değişik açılardan ele alındı. Kongre’de beş ayrı panel halinde hem hukuk ve nörobilim ilişkisinin teknik boyutu içinde kalan konular, hem de hukuk, nörobilim ve psikoloji disiplinleri arasındaki ilişkiyi kuramsal yönden inceleyen çalışmalar katılımcılar tarafından sunuldu. Büromuzun ortaklarından Çağlar Ersoy da “Algoritmanın Kanunları ve Hukukun Geleceği” başlıklı sunumuyla Kongre’nin konuşmacıları arasında yer aldı. Sunumu buradan izleyebilirsiniz Kongre’de sunulan diğer çalışmalara MEF Üniversitesi’nin YouTube kanalından ulaşmanız mümkün!

Read more

İşçi Buluşlarında Bedel

Ağustos 7, 2018

Günümüzde teknik alandaki sorunlara çözüm getiren kişilerin genellikle Ar-Ge bölümlerinde istihdam edilen çalışanlar olduğu bilinen bir gerçektir. Bahsi geçen bu kişilerin teknik alanda yaptıkları bu buluşlar Sınai Mülkiyet Kanunu (“SMK“) hükümleri çerçevesinde ikili bir ayrıma tabi tutulmaktadır: Serbest buluş Hizmet buluşu Hizmet buluşu, SMK 113. maddesi uyarınca; çalışanın, bir işletme veya kamu idaresinde yükümlü olduğu faaliyeti gereği gerçekleştirdiği ya da büyük ölçüde işletme veya kamu idaresinin deneyim ve çalışmalarına dayanarak, iş ilişkisi sırasında yaptığı buluştur. Anılan maddenin 2. fıkrasına göre ise de, hizmet buluşu dışında kalan buluşlar serbest buluş olarak kabul edilmektedir. SMK 114. Maddesine göre, Çalışan, bir hizmet buluşu yaptığında, bu buluşunu yazılı olarak ve gecikmeksizin işverene bildirmekle yükümlüdür. İşveren, hizmet buluşu ile ilgili olarak tam veya kısmi hak talep edebilir. İşveren, hizmet buluşu üzerinde hak talep etmesi halinde, çalışan makul bir bedelin kendisine ödenmesini işverenden isteyebilir. Bedelin hesaplanmasında hizmet buluşunun ekonomik olarak değerlendirilebilirliği, çalışanın işletmedeki görevi ve işletmenin buluşun gerçekleştirilmesindeki payı da dikkate alınır. Kamu kurum veya kuruluşlarında çalışanlara yaptıkları buluş karşılığında ödenecek olan bedel, SMK’da hüküm altına alınmıştır. SMK 113. Maddesinin 5. Fıkrası uyarınca; kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlara buluşları için ödenecek bedel, buluştan elde edilen gelirin üçte birinden az olamaz. Ancak buluş konusunun kamu kurum veya kuruluşunun kendisi tarafından kullanılması hâlinde ödenecek bedel, bir defaya mahsus olmak üzere, bedelin ödendiği ay için çalışana ödenen net ücretin on katından fazla olamaz. Anılan madde hükmü kapsamı dışında kalan çalışanların yaptıkları buluş karşılığında ödenecek olan bedel kanunda açıkça düzenlenmemiştir ve çalışan buluşları ile ilgili bedel tarifesininve uyuşmazlık hâlinde izlenecek tahkim usulününyönetmelikle belirleneceği düzenlenmiştir.29 Eylül 2017 tarihinde “Çalışan Buluşlarına, Yükseköğretim Kurumları’nda Gerçekleştirilen Buluşlara ve Kamu Destekli Projelerde Ortaya Çıkan Buluşlara Dair Yönetmelik” (Yönetmelik) yürürlüğe girmiştir. Bu Yönetmelik’in 10. vd. maddeleri ile bedelin belirlenmesine ilişkin genel esaslar düzenlenmiştir. Buna göre bedelin belirlenmesinde: Hizmet buluşunun ekonomik değeri, Çalışanın işletmedeki görevi İşletmenin hizmet buluşunun gerçekleştirilmesindeki katkısı dikkate alınır. Ücret tarifesi belirlenirken Yönetmeliğin öngördüğü formüller ve katsayılar uygulanacaktır. Bu durumda tam hak talebi halinde; işveren tarafından çalışana, çalışanın bedel talebinde bulunduğu durumda Yönetmelikte öngörülen yöntemlerle belirlenecek bedel ve tek sefere mahsus olmak üzere bedel harici teşvik ödülü verilecektir. Kısmi hak talebi halinde; buluşunun işveren tarafından kullanımı karşılığında çalışan tarafından talep edilen bedel ödenecektir. Belirtmek isteriz ki, mevzuat uyarınca işçinin buluş karşılığı ücret talep etme hakkı her zaman saklıdır ve işçinin buluş karşılığı bedel talep ettiği durumlarda makbuz kesilerek ödemenin kesinleştirilmesi, işveren tarafından patent başvurusunun gerçekleştirilmesinin ardından işçiden alınacak devir beyannamesine dayanak teşkil etmesi açısından uygun olacaktır. Ancak, mevzuat kapsamında işçiye buluş karşılığı bedel ödenmesi, işveren tarafından patent başvurusu sürecinin başlatılabilmesi için ön koşul olarak düzenlenmemektedir. Yönetmeliğin bedel konusundaki hükümlerin emredici olması, fakat işverenin bedel ödemesinin çalışanın talebine bağlı tutulması (yani bedel belirlenmesinin tarafların iradelerine bırakılması) Yönetmeliğin ve SMK’nın birlikte incelenmesini gerektirir. Bu inceleme yapıldığı taktirde ortaya çıkan sonuç; “bedel kararlaştırılıp kararlaştırılmayacağı kararının hakkaniyete uygun olmak şartıyla taraf iradesine bırakıldığı, taraflar bedel ödenmesi yönünde karar aldığı taktirde bu bedelin Yönetmelik uyarınca belirlenen formüllerle hesaplanacağı”dır. Yönetmelik’e göre bedel miktarı: Bedel miktarı = ‘buluştan elde edilen kazanç’ x ‘buluşun ait olduğu grubun kanuni katsayısı formülüyle hesaplanmaktadır. ‘Buluştan elde edilen kazanç’ buluşun işletme tarafından kullanıldığı durumda, benzer nitelikteki ürünlerle kıyas, buluşun gelir ve giderlerinin mahsubu veya satın alınması gerekseydi ödenmek […]

Read more